
Bugün artık tam anlamıyla karşımızda duran soru şudur:
Bir hayat mı istiyorsun yoksa adi bir kölelik mi?
Bu soruyu çok önceden yanıtlamış olanlar var, bir de bugün ilk kez, gerçekten bir cevap verecek olanlar. Verecekleri, ortaya koyacakları şey aslında bir cevaptan fazlası olacak. Onlar ortaya bir tercih, evet, ama daha da önemlisi bir tavır koyacaklar ve bu cevap neyi içerirse içersin hem bugüne kadarki, hem de bundan sonraki yollarını, kişiliklerini taçlandıracakları en çarpıcı alametleri olacak.
Bir memleket mi istiyorsun, yoksa birkaç açgözlünün elinde rehin olmuş alelade bir toprak parçası mı? Aklını ve ruhunu hiç kullanmak zorunda kalmadığın, kalmayacağın bir seyir mi tasarlıyorsun kendin için; yoksa etinle kemiğinle, zihninle, yüreğinle baştan aşağı sen olarak sürdürüp tamamlayacağın hakiki bir yolculuk mu? Senden olmayanın gadrine, kahrına, katline fetva vermeye can atanları mı kışkırtacaksın iyice, yoksa sana en zıt olanın onurunu da en az kendi onurun kadar koruyacağın bir dünyayı adımlamak daha mı iyi anlatır seni? Senin döşeğin gül, elin yastığı taş mı olsun? ‘El’, olsun mu aslında, ‘el âlem’ diye bir şey ille de olsun, olabilsin mi şuncacık dünyada: Bunu yanıtlayacaksın!
Bugün Türkiye, tarihinin en hayati kararını vermeye gidiyor. Vereceği karar, o kararı veren halkı ilk kez bu kadar berrak bir şekilde yansıtmış olacak. Çünkü oylanan şey yalnızca bir sistem, bir rejim, bir anayasa değil; bir kişi, bir parti, bir ideoloji hiç değil. Oylanan, bizatihi hayatın kendisidir. Oylanan, oylayanın kendisidir. İnsanlar bugün ne olduklarını, ne olacaklarını, ne olmak istediklerini oylayacak ve bunun cevabını verecekler. Bu cevabın getireceği sonuç baki olsun olmasın, cevabı verenin, cevabı verdiği andaki sureti, yeryüzünün hafızasından asla silinmeyecek.
E.D., 16 Nisan ’17, İstanbul-