Gordion Düğümü

leyla zana
Leyla Zana’nın ezelden beri yaptığı en önemli şey, kirli bir iktidar kumarının masasına güzelim çocukların hayatını sürenlerin gözlerinin ta içine bakarak, zalimlikten kurtulmanın yolunu sabırla göstermektir.

Büyük İskender, hayli uzun ve meşakkatli olan büyük Doğu Seferi’ne çıkmadan evvel Troya’ya uğrar. “İlyada”yı okuduktan sonra bir tür ‘manevi atası’ ilan ettiği Aşil’in mezarını ziyaret eder. Ardından daha da güneye iner, Karya’da ayaklanmış kimi şehir devletlerini himayesine alıp, Batı Anadolu’da sükûnet sağladıktan sonra radikal bir rota izler ve tekrar kuzeye tırmanarak Frigya’ya yönelir. Başkent, Gordion’a. Continue reading “Gordion Düğümü” →

“Herkesi Kucaklayan Yeni Türkiye”

Türkçe, enteresan bir dil; neyin, ne zaman, ne anlama geleceği hiç belli olmuyor. “Götürmek”, “bindirmek”, “geçirmek”, “yapıştırmak”, “kucaklamak”, “yerleştirmek” gibi, başta masum görünen ama çetrefilli zamanlarda ne tür bir eyleme hizmet edeceği hiç belli olmayan oynak fiillerimiz, onlardan geri kalmayan sözcük ve söz öbeklerimiz hayli fazla. Continue reading ““Herkesi Kucaklayan Yeni Türkiye”” →

Kâinatta bir renk: Marquez

Gabriel Garcia Marquez
Gabriel Garcia Marquez

Bir tanrı varsa, ondan sonra en çok canlı yaratan kudret, Balzac diye bilinir. Bizim, çağdaşı olma keyfini ve gururunu tattığımız Marquez ise, kâinatta, hiç kesintisiz en uzun süren yağmuru yağdıran kudrettir. “Yüzyıllık Yalnızlık” toprağı hiç değilse kuraklıktan böyle sıyrıldı: Çünkü “yağmur tam dört yıl, on bir ay, iki gün yağdı.” Continue reading “Kâinatta bir renk: Marquez” →

Kulağımızdan öpen adam: Mustafa Sarıgül

Türk futbolunda kriz zamanlarında akla gelen kimi isimler vardır. Milli Takım ya da Galatasaray sıkıntıya düştüğünde Fatih Terim’dir bu. Continue reading “Kulağımızdan öpen adam: Mustafa Sarıgül” →

Seçim Sonuçları: “Çok cahilsin keşke ölsen!”

Sabah saatlerinde Ankara'da Mansur Yavaş'ın kazandığını öğrenen bir yurttaş (31 Mart 2014)
Sabah saatlerinde Ankara’da Mansur Yavaş’ın kazandığını öğrenen bir yurttaş (31 Mart 2014)

Mansur Yavaş’ın, CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı gösterilmesinden bu yana, gerçek bir sol olmayan CHP tabanında da, sosyalistler arasında da bir sürü tartışma yaşandı. Yavaş’ın, 80 öncesi solun simgeleşmiş isimlerine Continue reading “Seçim Sonuçları: “Çok cahilsin keşke ölsen!”” →

‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’

eBir ateistin bir ya da birkaç Müslüman için utanması, sadece o Müslüman(lar) için değil, ateist için bile günahtır ve bir ateistin günaha girmeyi başarması, tuhaftır. İçinde yetiştiği ailenin bir kapısı Aleviliğe, bir kapısı da Sünnîliğe açılan biri olarak ben bunu başarmış durumdayım. Allah ya da Darwin, sebep olanlardan razı olsun. Böyle bir metnin, “katlimi vacip” kılacak bir iklim yaratacağı şüphesini duya duya, yaradana (her kimse) sığınıyorum. Bunu yaparken de tevekkül ve sükûnet içinde kalamıyor, bir bedbahtlıktan bir başka bedbahtlığa düşüyorum. Duaya durdum ey hakikat sahibi, kabul eyle!

Continue reading “‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’” →

Bat dünya bat!

Dink Ailesi, yeniden “görülmeye” başlanan Hrant Dink Davası’nın bundan sonraki duruşmalarına katılmayacaklarını açıklarken, mahkemeleri “müsamere” olarak tanımlamışlardı. “Hadsizlikle” bile suçlandılar ama haksız çıkmadılar. Bu hakikat yeni bir şey değildi esasen, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli zaten bu gerçeklik üzerine bina edilmişti desek, çok yanlış olmaz, fakat hatırlarsınız, o davanın “ikinci perdesi” başladığında tarihte ilk kez “gizli sanık” kavramıyla ve dahi o gizli sanığın bizatihi kendisiyle de tanıştık. Belki uzaktan sanık, ismini vermek istemeyen sanık, konuk sanık, en iyi yardımcı erkek sanık da diyebiliriz kendisine, oyun bu ya! Samanyolu TV’deki “Aile Mahkemesi” programının formatını çalmıştı devlet, resmen! Sanık, Gaziantep’ten canlı bağlandı “yayına”. Müsamere değil de neydi bu?
Continue reading “Bat dünya bat!” →