Şşş! – EYVALLAH!

Başlarken, her şeyden önce kocaman bir “Ahhh” diyeyim…

Evvelâ, “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi” bitiyor diye buruk bir ton ve hatta dolu gözlerle… Ama sonra da, SİZİN için ve gözlerimdeki o doluluğun daha da arttığı içten bir minnetle…


Bu seri boyunca bana yaşattığınız keyfin, mutluluğun ve gururun bir açıklamasını yapamıyorum. Kelimelerle, yazıyla aram artık rahatça söyleyebileceğim üzere aşağı yukarı otuz yıldır iyidir halbuki, ama tam da burada “lal” olmak varmış demek…

Ama hem dilimin hem de kalemimin bu tür bir sebeple kilitlenmesinden şikayetçi olmadığım gibi, ayrıca keyifli, mutlu ve gururluyum.

Seriye başlamadan evvel hikâyenin en başını anlatmıştım elimden geldiğince. Fakat şimdi bu son noktada, bütün o hikâyeye sayenizde eklenenlerle birlikte ben de daha doluyum sanırım.

Sevgili dostlar (“dost” derken, bunu kelimenin tam anlamıyla kullanıyor olmanın coşkusunu da tadıyorum), bu bir veda yazısı aslında.

Ama önce, kocaman bir teşekkürü, müsaadenizle işleyeyim buraya:

“Şiirli Şarkılar Şemsiyesi”ne başlayacağımı bu sayfada duyurduğum yazıda andığım “mail grubu” ve onun hassas sakinleri, bundan yirmi yıl önce bana hem çok güzel şeyler hissettirdiler hem de bambaşka bir ilham verdiler.

O zamanlar, okumanın “altın çağı” değildi elbette ama galiba son güçlü zamanlarıydı. Dolayısıyla, benim kabiliyetim ya da başarıma gelinceye kadar, “okurların” veya hepimizin kolektif emeği yani okumaya harcadığı zaman ve enerjiydi alkışı, takdiri asıl hak eden. Bugün ise, ne yazık, bu böyle değil.

Elbette, bugün okuyanlar çok daha yüce bir hayranlığı hak ediyorlar ama demek istediğim şu ki, bu artık “ortak” şekilde yaşadığımız bir deneyim değil. Bu yüzden, “öbürsüleştirmeden” söylüyorum: Sizi, “onlardan” da çok seviyorum.

Dostlar, eninde sonunda bir metinden bahsediyoruz.

Ne demek istiyorum, biliyor musunuz?

Bu seri, gerçekten bir radyo programı olsa ya da YouTube’da yapılan bir yayınla paylaşılsa, günümüzde bunu takip etmek şüphesiz daha az zahmetli olurdu. Bunu da istediğin her yerde, her zaman yapabilirsin. Eyleyene de kolay olur, dinleyene de… Ama işin içine, hele de bu çağda, hele de benim gibi (şu an olduğu gibi) lafı uzatmaya pek meyyal bir herif girince, böylesi bir seriyi OKUYARAK takip etmek az iş değil. Lütfen yanlış anlamayın, evet konu ara sıra oraya da gelecek biraz sonra başlayan görsel paylaşımlarıyla ama inanın ki kendimi övmek için söylemiyorum bunu. Meselâ, “sitedaş” diyebileceğim ve bir okuru olarak tanıdığım Beyza Cumbul, gözbebeğim Haftalık’ta pek daha alâsını yapıyor bu işin, muhakkak okumanızı tavsiye ederim: Beyza Cumbul – haftalik.net

Ama demek istediğim şu ki, böyle bir “işi”, okuyarak izlemek (ki istatistiklerde benim en çok hoşuma giden şey sayfalarda geçirilen süre oldu –bu vesileyle, burada dinlediğinizde YouTube’un reklam zulmünü tümüyle yerle bir ettiğinizi de söyleyeyim de, daha çok kalın!- Bu bana çok fazla şey söylüyor ve en çok duyduğum şey de “sadakat”. Nasıl güzel görünüyorsunuz, bilemezsiniz. Ama göstereceğim…

Bu sayfanın, normalde, yaklaşık 100 kadar kemik bir takipçisi hep oldu ve sanırım olmaya da devam edecek, ki onlar, tahmin edersiniz ki en kıymetlilerimdir benim. Ama “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi”, az buçuk öngördüğüm ve fakat  asla bu kadarını tahmin edemediğim ölçüde yükseltti izleyicilerimizi…

Buyurun siz görün serinin başladığı hafta oluşan farkı:



Sadece “tıklama”, “rating” sayılarından da bahsetmiyorum bu arada (kaldı ki, artık o medyanın son şaşalı vakitlerine dair sayılardan zaten bahsedemiyoruz, YouTube’da bile 100 tıklama alan mutlu oluyor ve bence olmalı da zaten) asıl sadakati gösteren ve beni haddinden fazla mutlu eden şey, hem sayfalarda geçirilen süre hem de etkileşimler oldu.

Yani sadece yazılanlar okunmamış ve sadece şarkılar da dinlenmemiş, ikisi birden aynı sayfada yapılmış!



Bir yazı ya da söyleşinin ömrü, artık ne yazık ki en sondaki noktayı görene kadar… Gerçi, kimse yapmayacak gibi görünüyor, ben yapayım ve kendimi bir sarıp sarmalayayım burada, her daim uzun ömürlü şeyler için kalem oynatmaya çalıştım. (Öperim parmaklarımdan.) Ama ne mutlu, ne mutlu ki bu sayfaya yolu düşen insanlar hem çoğalmış hem de “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi”nde uzuuuuuun uzun kalmış. Bundan sonra da geleceklerini bilmek, müthiş mutluluk.



Tam da burada, sizi izlerken, ben de kendimi izledim bazen. Girip yeniden okudum şiirleri, onlar üzerine yazdıklarımı ve yeniden dinledim şarkıları… En baştan. En baştan.



Evet, KaçakRadyo başlayacak 29 Ağustos’ta ve buna da büyük bir iştah ve özenle çalışıyorum. Hem, onun bazı bölümleri gerçek bir radyo yayını olacak sahiden ama ben hem yirmi yıl sonra bu yolculukta kendime hem de sizin gibi sağlam yol arkadaşlarına rastladıktan sonra, yazarak devam etmeyi daha çok tercih ederim gibi geliyor…



Efendim, bazı davaların sonunda hâkimler şöyle der: “Dosya, tekemmül etti.”

Belki özel sayılar olur, belki bir gün birisi yine içimize dokunan muazzam bir şiir yazar, belki unuttuğumuz bir şeyi hatırlarız, belki “single” albüm gibi ek bir sayı yaparız, belki de en başta aklımızda ve gönlümüzde haritası oluşmuş şeye zeval gelmesin diye bir daha hiç girmeyiz bu sulara, kim bilir… Hayat bu. Hayat…

Ama gözlerim dolu ve içim rahat bir şekilde, bu seriye başlarken planladığım haliyle son sayıya gelmenin buruk gururuyla söylemek zorundayım galiba: “Dosya, tekemmül etti.”

Son sayı olan “Arka Kapak”, 2 Ağustos’ta yayımlanacak.

İyi ki yapmışım, iyi ki varsınız, mümkünse hep kalınız…

Kocaman bir eyvallah!

O zaman, vedalaşalım artık… Çok zor söylemek: “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi”,  bitti.

EMRE DURSUN
Temmuz ’26, Çanakkale

Leave a Reply