Harbihâl

Bir gün yanlış bir kelime yazdım ve bütün hayatım değişti.

Yirmi yıllık bir dost… Görüp geçirmediğimiz kalmadı. Birbirimizi çok ağırladık, daha da ağırlarız gibi… Bana yaren olmakla birlikte doğal bir editör olarak da eşlik etti hep. Söz gelimi, “Olmaz mı!” yazısını ilk okuduğunda verdiği tepki şu oldu, diğer okuyanlardan farklı olarak: “Harbihâl, bilerek mi öyle yazdın? Sıkı kelime olmuş.” Bilerek yazmamıştım. “Hasbihâl” olacaktı, olmadı. İyi ki de olmamış. Ali bunun üzerine bir yazı değil, bir manifesto yazdı. Ne mutlu ki, onu da burada paylaşıyorum. Haydi bakalım: Harb edelim!

Umutsuzluğun imkânlar dahilinde her kudret zerresiyle iktidarda olduğu bir andayız. Tarihinin yetim kalmış ve bırakılmış halklarının hakkını gasp eden nobranlığımıza ateş ediyor coğrafya.

Yaşadığımız, yoksulluk değil, yoksunluk. Umut etmekten çocuk gülüşüne uzanan bir skalada göğsünün altına düşen her kırıntı için bedel ödeyeceksin.

Cehd edelim! Hasbihâl değil harbihâl edelim. Yaşamak artık beşerî bir mesele değil, iman meselesidir çünkü.

Continue reading “Harbihâl” →