Atlas

🌀😉🌀


Atlas, kalemi eline aldığında benden fazlasını yapıyor. Yalnızca yazmıyor, ayrıca resmediyor. Parmakları, kalemi yanlış tutan babası gibi yazıdan şişmiyor sırf, piyanonun tuşlarına pek hakiki vurduğundan da şişiyor. Atlas, gönül rahatlığıyla devrettiğim kalemlerle yazdığı yeni hikâyeleri omzunda taşıyor. Bu, benim hikâyemin ömrünü de uzatıyor.

İnsanın ömrünü yatırdığı, gecesini gündüzüne katıp dirsek çürüttüğü o sarp patikada, evlâdının da bir gün kendi isteğiyle yürümeye başladığını görmesi… Bu, dünya üzerinde tadılabilecek en sessiz ama en sarsıcı duygusal zaferdir belki de. Bir hükümranlık tatmini ya da “benim izimden geldi” kibri değil bu, aksine, insanın en derininde, herkesten sakladığı o devasa boşlukta yankılanan mütevazı bir fısıltıdır: Demek ki kendi hikâyemi doğru anlatabilmişim.

Yeni Hikâye


“Bir yenilginin tam ortasında, yaşam cephesinin en çetrefilli siperlerinden birine soluk soluğa yığılmışken, sizi düştüğünüz yerden kaldırmak isteyen bir yoldaşın eli gibi uzanıvermişti Atlas’ın eli.” https://kacakkat.wordpress.com/2025/01/04/yedi-7/


Ekim ortası falan… Biliyorum tabii okuma yazmayı çoktan söktüğünü ama insanın yan yana, soluk soluğa gözüyle görüp kulağıyla duyması bambaşka.

Oturduk bir defterin başına ve ilk kez ben yazdım, o okudu. “Ah benim sesimle söylesem de inanmazlar”1, cebinde kitap taşıyan, iki günde bir kitap bitiren, günlük tutan bir çocuk… “Ben hiç böylesini görmemiştim/ Vurdun kanıma girdin itirazım var.”2

Yazarken yazarken, okurken okurken o pırıl pırıl yüzde bir ışık daha gördüm: Aydınlık, pürüzsüz, masmavi gökte habersiz çakan bir şimşek. Her şeyin ihtimalini de şu mavi gezegen gibi omzunda taşıyan Atlas’ın kudretli ışıltısı. Gözlerinde patlayıp yüzünü aydınlatan görkemli bir parıltı.

Bütün sunturuna karşın içten ve ince melodili bir sesi vardı şimşeğin: “Baba.”

Kulağıma değdikçe, kafamda çınladıkça benim diyen fırtına diniyor, her belâ kayıplara karışıyor. “Babammmmmm” derdi konuşmayı ilk öğrendiğinde, şimdi daha mesafeli bir “baba”. Bir formalite, bir gereklilik, salt bir seslenme sözü gibi. Ama her söylenişi ve duyuluşu başka bir sayfa…

Dedim ki, “Gel bir defter yapalım seninle ve ‘Yedi’ diyelim adına.”

“Neden yedi?” diye sordu.

“Sence?”

Düşünmedi, duraksamadı ondan sonra: “Çünkü ben 7 yaşına gireceğim 3 Ocak’ta.”

“Evet oğlum, öyle olacak…”

Biz bu defterde şunu yaptık Atlas’la, geleceğe bir hatıra ve yedinci ömür yılından mahsus selâm kabilinden. Birçok başlıkta en sevdiği 7 şeyi listeledik: Meyve, renk, hayvan, şarkı, vesaire… Hatta o kadar abarttık ki yer yer, yaptığı yaramazlıkları da yazdık, “pis” ve “kötü” şeyleri de. Pis ve kötü… Eh işte, yani, kendi imkânlarıyla, elinden geldiğince… Derken derken konu geldi 7 sayısının özel tarihine… Sonra tabii kapıldık gittik, manasını aslında yanımızda getirdiğimiz bu gizemin nehrine…

Olağanüstü bir resim çıktı sonunda ve Atlas’ın yedinci yaşı için tuttuğumuz deftere tek tek kaydettik hepsini.

26 Aralık günü yine o sesle geldi… Okul servisinden indi, yere daha adımını basar basmaz çaktı şimşek: “Baba!” Durdu, durdum… Bazı diyaloglarda durmamız gerekiyordu. O esnada yürüyemezdik, sakız çiğneyemezdik, başka hiçbir şeyle ilgilenemezdik. “Biliyor musun?” dedi, “Kitap yazdım ben bugün…”

“Nasıl yani?”

Çantayı yere attığı gibi çıkardı içinden kendi imalâtı olan defterini. Üç tane A4 kâğıdını katlayıp bir deftere dönüştürmüş ve yazmaya başlamış romanını: “Koleksiyoncu.” (Telif hakkı sebebiyle, kendi izni olmadan paylaşamıyorum şimdilik ama tefrika için ikna çalışmalarım sürüyor.)

Yalan yok, elime tutuşturduğu “kitaba” baktığım anda gözlerim doldu.

Girdik içeri. Kitap üzerine konuşmaya başladık. Benden bazı fikirler istedi. “Hikâye, senin hikâyen,” dedim ama ben de bir şekilde kapılmıştım suyuna… Bazı karakterler belirleyip onlara isim verdik ve suyun akışını yine ona bıraktım. Ama tüm gün, tüm gece kendi kendime şöyle mırıldandım: “Oğlum kitap yazıyor!” (Benden önce bir kitap yayınlayacağı da kesindir bu arada.)

Hep dedim, hep diyeceğim: Bir mükâfatmış baban olmak… Ve yine diyeyim: Umarım sen bana değil ama ben sana “çekerim” hikâyenin sonunda… Ama sen yine de ilk kitabını önce bana imzala da şanım yürüsün.

“Vurdun kanıma girdin kabulümsün.”3

EMRE DURSUN
Aralık ’24, Çanakkale

  1. Birhan Keskin ↩︎
  2. Attila İlhan ↩︎
  3. Attila İlhan ↩︎

Atlas‘ın beşinci yaşı için: https://kacakkat.wordpress.com/2023/01/03/a-t-l-a-s/