İmdat devlet var!

İşi gücü bırakıp kamp yapar gibi Meclis’e kapandılar ve oy çokluğuyla bir yasa geçirdiler. “Çocuklar ölüyormuş” da ondan. Çocukları pek önemsediklerinden! Sabah erken saatlerde camiye giden yaşlılara saldırıyormuş, hani şu bilinçli olarak çocuklara da saldırıp öldüren kötü köpekler. “Çocuklarımız, yaşlılarımız,” diye feryat ediyorlardı onları son gördüğümde. (Bir daha görmek istemem.) İçlerinden biri de aynı Meclis’te bulunduğu birini yumrukluyordu. Ama bu bir şey değil. Köpekler çocuklara, yaşlılara, kadınlara saldırıyorlardı. Hav hav!

Çocuklar pek kıymetliydi, yaşlılar hakeza. Onlar köpeklere yem edilemezdi. Halihazırda insan şiddetinden, insan bencilliğinden çoğalmış ve iyice azmış şu lanet olasıca (!) köpek nüfusuna mensup iki birey gidip iki insan canlısı ısırdı diye bütün bir tür hakkında bir katliam emri verdiler. Çünkü kahrolsun köpekler, yaşasın çocuklar. Yaşasın. Yaşasın elbet ama nasıl?

Continue reading “İmdat devlet var!” →

Uzun bir Cumartesi takvimi: İşaretle!

#Arşiv 
 
Zaman açısından düşününce uzak gibi geliyor 13 yıl evvel yazılmış bir yazı. Çok uzak bir DÜN gibi. Cumartesi Anneleri ise bundan 29 yıl evvel oturmuşlar Galatasaray Meydanı’na.  

Yazdığım birçok şeyle birlikte kaybettim ve “hayatımın en mutlu günlerinden” sayabileceğim yakın bir vakitte buldum bu yazıyı. Sızı hâlâ taze, devri daim… Eski dost Evrim Kepenek ve yeni yoldaş Hikmet Adal sağ olsunlar, “BiaMag”da bugün yer verdiler.  

Bianet, ilk yazımı 2008’de yayınlayan gözbebeğimdir benim. Akıl baliğ oldukça, yazan elim işledikçe, nefes ve heves canda durdukça orada var olmaya devam etmek isterim.  

Buyursunlar…  

* 

Continue reading “Uzun bir Cumartesi takvimi: İşaretle!” →

“BİZ”, bildiğiniz gibiyiz

Cezaevindeki yazar Ahmet Altan’ın “Türk Olmak” başlıklı yazısını ansızın hatırlamamın üzerinden bir hafta bile geçmemişti henüz. Türklerin olumlu ve olumsuz özelliklerini ardı ardına sıralayan Altan’ın o müthiş yorumunu keyifle anımsamıştım: “Dünyanın en tehlikeli eğlencesi Türk olmaktır.” Türk olmanın da, Türkiye’de yaşamanın da uzun zamandan beri eğlenceli bir yanının olmadığının farkındayım ama bu cümlenin içerdiği anlam ve yazının referansları yine de keyiflendirmişti beni. Acı acı…

Bu tespitten ve hatta “Türkiye, evlâtlarına kendinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânı vermiyor” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözündeki anlamdan bile fersah fersah uzaktayız artık. Türkiye, evlâtlarına kendiyle mutlu olmak imkânı vermiyor asıl. Eğlencesi bitiyor, tehlikesi bitmiyor. Hevesi kursağında kalsa da umutlanma iştahı sürüyor ama insanlarının gözündeki fere düşman olanlar tükenmiyor. Deyim yerindeyse canı çıkıyor, huyu çıkmıyor.

Continue reading ““BİZ”, bildiğiniz gibiyiz” →

“Dumanı lekesiz biri”: Metin Altıok


Sen bir bilgelik kitabısın, ilk bunu diyeceğim. Sen de de! Sokaklar sır hamalı, odalar keza. Otellerden otellere, telgrafın tellerine konan bir kuzgun, kanadını alevlerden kaçıran. Perdeler tütün karası, kırk ampüllük bir ışık ki kırk ampüllük bin ışıkla aynı “aydınlık”. Ama illâ bir masa pencere kenarında, illâ bir mürekkep demi, illâ bir sazın teli. Perdeler tütün karası, sabunlar yarım, insan ekşisi çarşafların üzerinde pırıl pırıl bir şiir atlası. Bir lûgat olabilir misin, kendini tanımlayan? Bir kurşun kalem misin yoksa, kavını bağrında taşıyan? Yolunu yordamını ararken kavağın gölgesinde, bir meşe oduyla cehenneme çevrilen dünyanın demine devranına ağlayan? Bir bilgelik ağıdısın sen, gökkubbeyi dağlayan. 

Continue reading ““Dumanı lekesiz biri”: Metin Altıok” →

GEZİ DİRENİŞİ: Kentini ve kendini yaratmak

'Taksim Komünü', Fotoğraf: E.D., Haziran '13
‘Taksim Komünü’, Fotoğraf: E.D., Haziran ’13

Kızılderililer en hayati kararları kendilerinden sonra gelecek yedi nesil adına düşünerek alıyorlardı. YEDİ NESİL! Bugünün yönetenleri, nasıl yöneteceklerinin adabını geçmişten aldıkları üzere, aynı adapla geleceği kurmak için “hükmediyorlardı”. Yarına karşı sorumluluk, çetrefilli ama taviz verilmeyen bir ideaydı. Continue reading “GEZİ DİRENİŞİ: Kentini ve kendini yaratmak” →

Mikail Kırbayır: Galatasaray’da yüreğimizi arıyoruz

Mikail Kırbayır
Mikail Kırbayır

“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kenan Evren’i köşkte ağırlarken içim kan ağladı. Benim oğlum 12 Eylül’ün ilk gözaltında kaybıdır. Başbakana sesleniyorum: 100 yaşını geçtim. Cemil’imin akıbetini öğrenmek için ölüme direndim. Kaybedilen evlatlarımızı ve bizi görmezden gelmeye devam edersen iki cihanda ellerim yakanda olacak.” Continue reading “Mikail Kırbayır: Galatasaray’da yüreğimizi arıyoruz” →

Dinle Aleksandros!

Alexandros Grigoropoulos
Alexandros Grigoropoulos

Gördün mü Aleksandros (Alexandros Grigoropoulos), hayat nasıl devam ediyor tam da bittiğini sanırken? Nasıl ardı arkasına ipe diziliyor gencecik ömrünün öfkesini adadığın karanlıklar.

Hayat, Aleksandros, hayat tam da hayat gibi karşımızda dikiliyor uzunca bir zamandan sonra. Hayat, kendisini katleden failinin yüzüne nasıl vuruyor rezilliğini. Nasıl çıkarıyor acısını onca sinmiş ve sus pus kesilmiş anların. Kaçıp merdiven altlarına saklanan, atılan gaz bombalarının üzerine giderken nefesi gırtlağında tıkanıp kalan; şakağından, göğsünden, ama sen de bilirsin ki en çok sırtından vurulan çocuklarının çığlığını, nasıl devasa bir seste toplayarak çıkıyor meydana hayat, baksana. Continue reading “Dinle Aleksandros!” →