“Zorlanan götün kozu büyük olur,” diyor babam. Yanındakiler gülüyorlar. Pislik içinde yüzen salonumuz yine şen şakrak bugün. Bizimki arkadaşlarıyla poker oynuyor. Televizyonda takip etmeye çalıştığım yarışma programının sesi iyice duyulmaz olunca kalkıp odama geliyorum. Her gün birbirinden kepaze adamları nereden bulup çıkarıyor diye düşünecekken durduruyorum kendimi: Bok boku nerede bulur ki?
Kendisine büyük umutlar bağlanmış, dudak uçuklatan yatırımlar yapılmış dahinin harabesi burası. Tutunamayışında saygı uyandıran hiçbir yan yok. Deneyip yenilenlerden ya da kazananlardan değil o, ateşin derecesini ölçmek için ortaya hep başkalarını atanlardan. Ağları havalandırmışlığı vardır ama asist yaptığını henüz gören olmadı. Bir gün içimde koca bir oyuk bırakacak çünkü onu seviyorum. Hayatım boyunca her şeyi o görsün diye yaptım. Beğensin, hayran olsun, saygı duysun, işte benim kızım da böyle böyle diye ona buna övünçle anlatsın diye değil, görsün diye. Ama yazık ki dışarının o muhteşem duyarlıları kendi evlerinde birer hayaletler sadece.
Continue reading “ÖYKÜ | Kaçak Kat” →