İki Evin Kedisi

Nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, nasıl sonuçlandığını, bu yolculuğu ve hissettirdiklerini; üzerine konuştuklarımızı bugün yarın tek tek anlatacağım “Atlas“ta ama şimdi yazarından hiç rol çalmadan, bir virgülüne bile dokunmadan yayınlıyorum bu güzel hikâyeyi.

Yayın hakları, 5 Ocak 2027‘ye kadar telif ücreti mukabilinde Kaçak Kat‘a, fikrî mülkiyeti ise yazarına aittir. Yazılı izin olmadan hiçbir şekilde kopyalanamaz ve çoğaltılamaz. Ona göre!

E.D., 5 Kasım ’26.


Continue reading “İki Evin Kedisi” →

ÖYKÜ | Kaçak Kat

“Zorlanan götün kozu büyük olur,” diyor babam. Yanındakiler gülüyorlar. Pislik içinde yüzen salonumuz yine şen şakrak bugün. Bizimki arkadaşlarıyla poker oynuyor. Televizyonda takip etmeye çalıştığım yarışma programının sesi iyice duyulmaz olunca kalkıp odama geliyorum. Her gün birbirinden kepaze adamları nereden bulup çıkarıyor diye düşünecekken durduruyorum kendimi: Bok boku nerede bulur ki?

Kendisine büyük umutlar bağlanmış, dudak uçuklatan yatırımlar yapılmış dahinin harabesi burası. Tutunamayışında saygı uyandıran hiçbir yan yok. Deneyip yenilenlerden ya da kazananlardan değil o, ateşin derecesini ölçmek için ortaya hep başkalarını atanlardan. Ağları havalandırmışlığı vardır ama asist yaptığını henüz gören olmadı. Bir gün içimde koca bir oyuk bırakacak çünkü onu seviyorum. Hayatım boyunca her şeyi o görsün diye yaptım. Beğensin, hayran olsun, saygı duysun, işte benim kızım da böyle böyle diye ona buna övünçle anlatsın diye değil, görsün diye. Ama yazık ki dışarının o muhteşem duyarlıları kendi evlerinde birer hayaletler sadece.

Continue reading “ÖYKÜ | Kaçak Kat” →

ÖYKÜ | Entelektüel Çöküş

Kitabevinin müşterilerinden fırsat bulup dükkânı Vedat Bey’e yıktığım gibi, bahçedeki masalardan birine kurulmuş kahvaltımı yapmaya hazırlanıyorum. Hâlâ dolu olan birkaç masa var, ama tanıdık simalar, o yüzden pek sırıtmıyor aralarında oluşum, anlayışla karşılıyorlar. Ne daha geç ne daha erken, henüz ilk lokmayı ağzıma attığımda Çağdaş elinde poşetlerle içeriden, bahçe kapısının önünden geçerken duraklayıp bana bakıyor. Ağzım dolu. Onun da acelesi varmış gibi. “Burada mıydın,” diye mırıldandığını anlıyorum. Mutfağa geçiyor, aşçı ile homurtuları geliyor bir süre. Akşam için içki almış belli ki, onları teslim ediyor.

Continue reading “ÖYKÜ | Entelektüel Çöküş” →

ÖYKÜ | Tetikte

“Günün her saati en dandik yerinde bile trafiğin sıkışması sebebiyle uluslararası başarı ödülü vermeleri lazım bu şehre,” diye gayet derinlikli ve akıcı bir şekilde söylenen taksi şoförüne karımla birlikte tebessüm ederken birden birbirimize bakıyoruz. Ya şoför arabayı çok sarstığından ya da benim midem allak bullak olduğundan iç organlarımla cebelleştiğim sırada da “Haksız mıyım ama abi?” diye sorup onay istiyor adam. “Haklısın,” diyorum, “çok haklısın.”

Elçin dürtüyor: “Raşit alınmış olmasın?”

Continue reading “ÖYKÜ | Tetikte” →

ÖYKÜ | Kavanoz ve diğer şeyler

Annem,  rüyasında  kendi  cenazesini  gördüğü  uykulardan  ağlayarak  uyanırdı.  Sonra  bütün  bir  gün  boyunca  zamanın  kırıldığı,  her  anıyla,  her  kırıntıyla  amansız  bir  dalaşın başladığı  eziyet  saatleri…  Çaresizlik  denen  meretin  en  çok  da  öfkenin  içerisinde  vücut bulduğunu  çok  erken  yaşlarımda,  annemin  nefessiz  mutsuzluğuyla  büyüdüğüm  bu  evde öğrendim.  Sokağa  çıktığımda  her  şeye  hazırlıklıyım,  bilendim,  sabrım  ve  kudretim  yeter,  tüm  felâketlerin  üstesinden  gelirim,  sınandıkça  daha  da  kuvvetlenirim  sanıyordum,  yanılmışım.  Deva  başka  bir  şeymiş.  Deva,  bambaşka  bir  şey…

Continue reading “ÖYKÜ | Kavanoz ve diğer şeyler” →