Orhan Veli’nin en güzel şiiri, “Kaside”dir benim gözümde. Yusuf Ziya Ortaç bu şiirinden dolayı küplere binmiş, “Ey türk gençliği!” gibi oldukça özgün (!) bir girizgâhla kükredikten sonra, “herkesi bu hayasızlığın yüzüne tükürmeye davet etmiştir.”
Kaside bir Divan geleneğidir çünkü ve kimse pervasızca örflerimizin “camına tırmanamaz”!
Ama çoğunlukla sipariş olan ve ‘medhiye’yi pek zorlama nakşeden kaside, ‘fahriye’ye de bir bahanedir aslında ve Divan Edebiyatı’nda ‘fahriye’, pek güzel bir komşumuz değildir!
Kaside, a dostlar, bir şiir değil bir projedir. Kaside bir gelecek ve kariyer planlamasıdır, sırtın sağlama alınması, götün yumuşağa yaslanmasıdır.
Kasidenin içinde de yavrum… methiyede ekilen fahriyede biçilir.
Aşktır yaşanan tek başına, kaside iki kişiliktir!
Medhiye hünkârı pışpışlar, fahriye pışpışlayanı alkışlar. Kaside, tükenmeye yüz tutmuş bir divan şiiri geleneği değil, dipdiri bir iletişim taktiğidir. Biraz sultana, biraz kendi oltana. Yine de yetmez. Bekler ki bir medhiyede de anılsın, başkası da onun sırtını okşasın, kendi fahriyesinde eriyip solmasın.
İşte Orhan Veli, alır bir gün önüne geleni övenin bu kıytırık silahını; Aram Tigran’ın düşüyle* bir güzel ufalar. Bunca hesapçı, çıkarcı kaside, Orhan Veli gibi samimiyet abidesi, hem hüzünlü hem her şeye rağmen güleryüzlü bir şairin elinde olur bir âşığın sitemi. Fena da olmaz hani:
“Elinde Bursa çakısı,
Boynunda kırmızı yazma;
Değnek soyarsın akşamlara kadar,
Filya tarlasında.
Ben sana hayran,
Sen cama tırman.”
*
* “Gücüm yetse, ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapardım.” –Aram Tigran