
Tayyip El-Samsa bunaltıcı rüyalardan uyandığı bir sabah, kendini yatağında dev bir tuğlaya dönüşmüş olarak buldu. Toz içinde kalmış sırtının üstünde yatmaktaydı ve kıpırdadıkça iyiden iyiye toza bulandığını hissediyordu. Bedeninden daha turuncu gözlerini açarken kendisini sağır edebilecek kadar yoğun bir çıtırtı duydu. Yattığı yerde çaresizce sallanmaya başladı, bu hareketle doğrulup kalkabileceğini ve yeniden normal haline dönebileceğini umuyordu. Başaramayınca tümden umutsuzluğa kapıldı ve bir çığlık atmak istedi. Sesi çıkmıyordu. “Ne olmuş bana böyle?” diye düşündü, uyanabilmiş miydi yoksa hâlâ uykuda, amansız bir kâbusun içinde miydi, anlayamadı. Odada tek başınaydı. “Ben başbakanım,” diye geçirdi içinden. “Başbakandım” diye düzeltti. Elinden hiçbir şeyin gelmediğini görünce, kendisine ait olduğunu sandığı her şeyin de tıpkı görünümü gibi değiştiğine ikna olmaya başlamıştı çünkü. Doğrulamıyordu, konuşamıyordu, ağlayamıyordu. Taşlaşmış bir şekilde sallanıp dururken cesaretini toplayıp, odanın köşesindeki aynada zar zor açabildiği gözleriyle seyretti kendisini, bedenini. Gözlerinin koyu turuncu renginin usul usul kararıp başkalaştığını fark etti. Karanlık bir yeşile dönüşüyor gibiydi. Korkutucu görüntüsünün aynı zamanda komik olduğunu büyük bir üzüntü ile geçirdi aklından. O büyük güçten geriye kalan şeyin bu hiçlik ve acizlik olması ne acıydı. Gözlerinin koyu yeşil renginin biraz olsun açıldığını fark etmesi bile umutlanmasına yetmişti. Bir ton, bir ton, bir ton daha… Yine durdu! Ve her iki gözünün tam ortasında önce algılayamadığı, sonradan fark edip iyice korkmasına sebep olan şu işaretin belirdiğini gördü: $
Continue reading “Ustanın Hikâyesi: (Kentsel) Dönüşüm”
