Klişeye düşmek istemem ama ne var ki, Eylül de pek müsait buna. Akşamlar ufaktan serinliyor, uyku aralarına küçük ürpertiler giriyor, yeşilin ve mavinin canlılığı gitgide azalıyor, güneşin sarısı yerini daha güzden bir sarıya bırakıyor. Zaman, kendini her zamankinden fazla hatırlatmaya başlıyor. İnsan tarihleri, günleri daha fazla karıştırıyor. Dün yaşadığı bir şey acaba gerçekten dün müydü diye düşünürken bir bakıyor ki, bu sabah geçmiş başından. Takvimin şirazesi kayıyor. İsimler gölgeleniyor. Rüzgâr tam rüzgâr bile olamamışken henüz, esmeyi yeni öğrenirmiş gibi üstümüzden başımızdan acemize kayıp geçerken, iç içe geçip perçinlenmiş hüzünle kederi de sürüyüp getiriyor ayaklarımızın dibine. En hatırlamamız gereken, her şeyi hatırlamamız gereken mevsimde dünya bizi unutmaya çağırıyor. Unutmuyoruz belki ama unutmadıklarımızı bile yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Continue reading “Unutmadığını hatırlamak”Tag: hrant dink
KaçakRadyo3 | Şair Aysel
Mevzubahis memleketteki kötülükler, karanlıklar ve çirkinlikler üzerine konuşmak olunca elimizi de dilimizi de korkak alıştırmıyoruz. Öyle olması da gerekir. Bu aslında daha güzelini hak ettiğimize inandığımız ve daha iyisini istediğimiz için verdiğimiz bir mücadele. Yoksa insan kendi evine kolay kolay düşman olmaz. Biz de düşman değiliz zaten!
Bizler; olumsuzluklardan ve karanlıklardan bahsedildiğinde, bunlar eleştirildiğinde “Ya sev ya terk et” diye höykürenlere inat, “Hayır, sevmediğimiz durumlar olduğunda da kalmaya devam edeceğiz” diyenleriz. Çünkü biz -üç gün sonra ve yokluğunda 72. yaşını kutlayacağımız, 19 Ocak 2027’de ise aramızdan haince alınışının 20. yılında anacağımız- Hrant Dink‘in söylediği gibi, “Yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardanız”. En azından, gücümüz yettiğince buna aday olanlardan.
Ancak gelin, memleketin güzelliklerinden bahsederken de aynı cömertliği sergileyelim. Çünkü burası her şeye rağmen göz alıcı ölçüde güzel bir yer. Sadece ikliminden, coğrafyasından, mutfağından, kültürel çeşitliliğinden taşmıyor bu güzellik, insanından da taşıyor bazan. Oran-orantıyı bilmem, matematiğe de aklım ermez zaten, bu yüzden azınlık mı çoğunluk mu tartışmasına girmeyeceğim. Az da olsa bazan, o azı çok görerek dinleneceğim. Velhasıl, burası güzel insanlar yaratma konusunda da maharetli ve bereketli bir topraktır. Hemen her alanda keşfedilmiş ya da keşfedilmemiş sayısız cevher barındırır içinde. Kirletmeye gönüllü bir dolu cani olsa da, bu toprağın harcı o güzel insanların ruhundaki, aklındaki, kalbindeki berraklıkla karılmıştır.
Ne mutlu bize ki, onların ennnn güzellerinden, en delilerinden, en dahilerinden, en kıymetlilerinden ve ennnnn şairlerinden birini ağırlayacağız bugün. Karşınızda, eşsiz Aysel Gürel.
Şiirli Şarkılar Şemsiyesi

Önce anneannem ölmüş, sonra Hrant Dink öldürülmüştü. İlkinde tam üç gün sustum, ikincide eskisinden de fazla konuşmaya karar verdim ve 27 Nisan 2007’de Kronik Muhalif internet sitesini kurdum.
Bu site kurulmadan önce, anneannemin ve Hrant’ın birbirini takip eden vefatlarından ise sonra, üç-dört ay kadar oluşturduğum bir “mail grubuna” günlük, haftalık ve aylık yazılar göndermiştim. Bu grup, yaklaşık yirmi kişiyle başlayıp sonunda iki yüz kişilik bir katılımcı sayısına erişmişti. Aynı dönemde Radikal gazetesinin yayınladığı Radikal Genç dergisine yazıyor ve buraya yazan diğer gençleri de dikkatle izliyordum.
Bir gün, Radikal Genç, tiraj ve maliyet gerekçeleriyle kapanacağı duyurusunu yaptı ve tam da o gün, tüm sayıları önüme alıp bütün yazıları tekrar okudum. Gözüme kestirdiğim her yazara özel olarak “mail” attım ve test yayınını “kendi imkânlarımla” başlattığım siteye katkıda bulunmaları için bir çağrı yaptım. Beş kişiye yazdıysam, beşi de “evet” dedi ve Kronik Muhalif’in serüveni böyle başladı.
Continue reading “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi”“Olmaz mı!”
İnsan bazı yerlerden hatta birçok yerden, gittiğinden katbekat farklı bir insan olarak döner. Belki keskinleşmiş, belki törpülenmiş, biraz biriktirip çoğalmış, biraz eksilip azalmış, bazan daha umutlu ve uyumlu, bazan daha ümitsiz ve tahammülsüz olarak ama mutlaka değişmiş ve dönüşmüş olarak.
Continue reading ““Olmaz mı!””Eşek sudan gelinceye kadar
#Arşiv
Bugün, 13 Aralık. Erdal Eren’in, yaşının büyütülerek idam edilişinin yıldönümü. 44 yıl geçmiş. Dile kolay. Abimiz olamayacak kadar kardeşimiz kalan bu güzelim insan yaşasa, 61 yaşında olacakmış bugün. Dile bile kolay değil.
Continue reading “Eşek sudan gelinceye kadar”Fırat’ın adı
#Arşiv
Herhangi bir vakit tanrıya inanıp da sonradan vazgeçmiş değilim. Dinler, en başından beri, yazılmış iyi masalların gölgesinde kalmış vasat masal taklitlerinden öte bir anlam ifade etmedi benim için. Konuya vakıf olmadığımdan değil, aksine enikonu bilgi sahibi olduğum için reddettim tanrıyı ve onun türlü yollarla “gönderdiği” iddia edilen dinleri. Fakat, yine de orada beni anlatı bakımından suyuna çeken şeyler olmadı değil. Evet, çoğunlukla vasattı ama zaman zaman ilgi de uyandırabiliyordu. Yolun ve hikâyenin başında, benim diyen tek tanrılı dinleri bin bir eteğinde keyifle sallayacak olan mitoloji sözkonusu olduğunda ise, keyfim ve iştahım daha da kabarıyordu. Velhasıl, tanrıyla ve dinlerle eğlenmeyi, oradaki içerikle oyunlar oynamayı ezelden beri seviyorum. Yazdıklarımda bunun sayısız örnekleri de vardır: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”, “Gordion Düğümü” ya da “İnsana yenilen Eros” gibi.
Hrant Dink‘in doğum günü vesilesiyle, 2008 yılının Ocak ayında yazdığım “Fırat’ın adı” yazısına yer vermek istedim. Kıymetini bilemediğimiz Hrant’ın, gidişiyle bile bize öğretmekten hiç vazgeçmediği görkemli hayatına, kişiliğine ve mücadelesine sonsuz saygıyla.
İyi ki doğdun, Ahparig!
E.D., Eylül ’24 – Grünberg

“… ve Yehova, ‘Bunların hepsi tek kavim’ dedi. ‘Konuşacakları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. Gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların: Birbirlerini anlayamaz olsunlar’… Ve Ademoğulları, kentlerini kuramadılar… Oraya, ‘BABİL’ dendi… BABİL, yani ‘karışıklık’…”
Şaşkın İnsan Hakları
#Arşiv
Nagehan Alçı’nın eski eşi Rasim Ozan Kütahyalı hakkında X’te yazdıklarını gördükten sonra şaşırdığımı pek söyleyemeyeceğim. Bütün krizlerini yıllardır hepimizin gözleri önünde geçiren, dengesi ve ayarı olmayan, Ahmet Altan ve Taraf gazetesinin başımıza tümden bela ettiği bu canlıdan başka türlüsünü beklemiyordum zaten. Vasatlık denen şeye tur bindirecek ölçüde bir çirkinliğin sıradan ama tehlikeli temsilcilerinden biri olan Kütahyalı, hiç kimseye geldiği bu noktadan fazlasını en başından beri vaat etmiyordu. Galiba en başta da “hayat arkadaşına”.
Continue reading “Şaşkın İnsan Hakları”Kâinatta bir renk: Marquez
Bir tanrı varsa, ondan sonra en çok canlı yaratan kudret, Balzac diye bilinir. Bizim, çağdaşı olma keyfini ve gururunu tattığımız Marquez ise, kâinatta, hiç kesintisiz en uzun süren yağmuru yağdıran kudrettir. “Yüzyıllık Yalnızlık” toprağı hiç değilse kuraklıktan böyle sıyrıldı: Çünkü “yağmur tam dört yıl, on bir ay, iki gün yağdı.” Continue reading “Kâinatta bir renk: Marquez”




