
1730 yılında meydana gelen Patrona Halil İsyanı’nın sonunda tahttan indirilen babası III. Ahmet ile birlikte Topkapı Sarayı’nın Kafes Kasrı’na kapatılan III. Mustafa, bundan sonraki yaşamının 27 yılını bir hapis hayatı içinde geçirdi. “Saltanat müyesser olduğunda” Şimşirlik’ten çıkarılıp da devlet erkânının karşısına geçtiğinde ilk söz olarak, büyük bir sükûnetle ve sadece “Sabahlar hayrola!” dediği bildirilir. Cülûs Töreni yine büyük bir ihtişamla yapılan III. Mustafa, cülûs bahşişi veren son Osmanlı hükümdarı olarak bilinir ve tarihçiler tarafından “zeki, münevver, çok çalışkan, temiz yürekli, teceddüd ve ıslâhat tarafdârı bir zât” olarak tarif edilir. Öte yandan, tahsilinin ve yeteneklerinin elverdiği ölçüde basiretli bir yönetim sergilemeye gayret ettiği, gelenek ve göreneklere bağlı, dindar ve tutumlu biri olduğu bilinmektedir ve bazen bu tasarruf düşkünlüğünün “cimrilik” olarak yorumlandığı da görülür. III. Mustafa, atalarından IV. Murad kadar tebdil gezmeye ve bunun sonucunda da muhakkak bir ödüllendirme ya da cezalandırma uygulamaya meyilli bir hükümdardır; bazı özellikleriyle ise, haddinden fazla müdahaleci ve yasakçı olmakla eleştirilir. Her şeye karşın onun, iyi niyetli, merhametli ve hayırsever bir yenileşme yanlısı ve şartlara göre fazlasıyla cömert de olabilen bir padişah olduğunu tespit eden kaynaklar çoğunluktadır.
Continue reading “Sultan Üçüncü Mustafa Döneminde İstanbul’daki İmar Faaliyetleri”