Deniz Ağraz: Varsa bir borcum, Avustralya’ya değil, Aborjinlere

Göçmenlik deneyimi çoğunlukla bir çelişkiler yumağıdır. Bir yanda özlem, bir yanda uyum sağlama çabası. Bir yanda, ne kadar çarpıcı olsa da yaşanmış olan geçmişin sıcaklığı, diğer yanda geleceğin belirsizliği… “Göçmen”, bu ikilemler arasında sıkışıp kalmış bir yolcudur. Eğer varsa kimliği de bu ağır yükü olup çıkar… Çünkü kimlik sadece bir pasaport ya da vatandaşlık belgesi değildir; o, insanın insan olarak içinde taşıdığı bir hikâyedir. Göçmenlik zaman zaman kimliği parçalara ayırır. Bir yanda “oradan” olmanın getirdiği aidiyet, diğer yanda “burada” olmanın dayattığı yabancılık. Göçmen, bu iki dünya arasında gidip gelirken, kendini ne tam burada ne de tam orada hisseder.

Öyle ya da böyle, bir yandan özgürleştirici, diğer yandan yalnızlaştırıcı bir halin içerisinde seyreder göçmen ve kendi kimliğini yeniden inşa etmek zorunda kalır. Peki, bu inşa sürecinde neler kaybolur, neler kazanılır? Bunları da konuşalım…

Türk asıllı Avustralyalı Deniz Ağraz’la konuştuk. Deniz, yıllardır Avustralya’da yaşayan bir göçmen. “Göçmenlik ve kimlik” üzerine orada çalışmalar yürüten bir yazar ve öğretmen. 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye’de yaşanan depremlerin ardından Avustralyalı göçmenlerle yaptığı etkinliklerden elde ettiği gelirleri depremzede ailelere bağışlamış. Filistin meselesinde de kendi ülkelerinde “göçmen” haline getirilmiş Aborjin’lerin mücadelesinde de bir Türkiyeli göçmen olarak Avustralya’daki göçmen siyaseti konusunda da sorumlu hissediyor kendini.

Continue reading “Deniz Ağraz: Varsa bir borcum, Avustralya’ya değil, Aborjinlere” →

Sultan Üçüncü Mustafa Döneminde İstanbul’daki İmar Faaliyetleri

1730 yılında meydana gelen Patrona Halil İsyanı’nın sonunda tahttan indirilen babası III. Ahmet ile birlikte Topkapı Sarayı’nın Kafes Kasrı’na kapatılan III. Mustafa, bundan sonraki yaşamının 27 yılını bir hapis hayatı içinde geçirdi. “Saltanat müyesser olduğunda” Şimşirlik’ten çıkarılıp da devlet erkânının karşısına geçtiğinde ilk söz olarak, büyük bir sükûnetle ve sadece “Sabahlar hayrola!” dediği bildirilir. Cülûs Töreni yine büyük bir ihtişamla yapılan III. Mustafa, cülûs bahşişi veren son Osmanlı hükümdarı olarak bilinir ve tarihçiler tarafından “zeki, münevver, çok çalışkan, temiz yürekli, teceddüd ve ıslâhat tarafdârı bir zât” olarak tarif edilir. Öte yandan, tahsilinin ve yeteneklerinin elverdiği ölçüde basiretli bir yönetim sergilemeye gayret ettiği, gelenek ve göreneklere bağlı, dindar ve tutumlu biri olduğu bilinmektedir ve bazen bu tasarruf düşkünlüğünün “cimrilik” olarak yorumlandığı da görülür. III. Mustafa, atalarından IV. Murad kadar tebdil gezmeye ve bunun sonucunda da muhakkak bir ödüllendirme ya da cezalandırma uygulamaya meyilli bir hükümdardır; bazı özellikleriyle ise, haddinden fazla müdahaleci ve yasakçı olmakla eleştirilir. Her şeye karşın onun, iyi niyetli, merhametli ve hayırsever bir yenileşme yanlısı ve şartlara göre fazlasıyla cömert de olabilen bir padişah olduğunu tespit eden kaynaklar çoğunluktadır.

Continue reading “Sultan Üçüncü Mustafa Döneminde İstanbul’daki İmar Faaliyetleri” →