Kızılderililer en hayati kararları kendilerinden sonra gelecek yedi nesil adına düşünerek alıyorlardı. YEDİ NESİL! Bugünün yönetenleri, nasıl yöneteceklerinin adabını geçmişten aldıkları üzere, aynı adapla geleceği kurmak için “hükmediyorlardı”. Yarına karşı sorumluluk, çetrefilli ama taviz verilmeyen bir ideaydı. Continue reading “GEZİ DİRENİŞİ: Kentini ve kendini yaratmak”→
Önce vitrinleri yaptılar ve vitrinlerden de, şehirleri. Vitrin şehirleri. Vakti zamanında Nazım’ın dahi aklını çelen Paris’i böyle yarattılar; oysa Paris tutkunları, büyüden kör gözlerini aklın berraklığına açabilselerdi bir an, içinde delicesine kayboldukları şehrin kötücüllüğünden irkileceklerdi. Bu korkularını da ancak, ‘ter’i bilen vicdanları meşrulaştırabilecekti.
Çünkü yeryüzünün en görkemli şehirleri, kendi tarihlerinin isyan karası bir dönemecinde, iktidarların eline düştüğü an tersyüz edilip, o vakitten sonra sadece ‘avam’ı kontrol etmeyi kolaylaştıracak bir erk ve mülk ahlâksızlığıyla inşa edilmişti. Paris Komünü’nün efsununu parçalayanlar daha önce, bütün meydanların etrafını, kendi lehlerine olan bir stratejik hatlar zinciriyle çevirmiş, kalabalıkların örgütlenen dertlerinin haklı ve şiddetli çığlığını, menfaatlerinin mahpusuna kilitlemişti. Vitrin şehirlerde devrimin önü, parayla iktidarın korkunç ve küstah egemenliğiyle her geçen gün bir kere daha kesilmişti. Continue reading “Kent ve Komün”→