Ahlâksız Teklif

Özellikle bir-iki yıldan beri biraz daha kışkıştıcı bir şekilde kurcalandığına, daha yüksek sesle konuşulduğuna bakmayın, “Papazın Çayırı” en az Gezi Parkı ve Galataport projeleri kadar takıntılı olduğu konulardan beridir AKP’nin, daha ilk günden beri. Varlık sebebini yeni rant alanlarına borçlu olan böylesine aç gözlü bir siyasi oluşumun, hele de “düşmanın kalesi” olarak gördüğü ilçelerden birinin en prestijli noktasını “gözden kaçıracağını” ve “gözden çıkaracağını” sanmıyorsunuzdur herhalde.

Continue reading “Ahlâksız Teklif” →

Sinan Dirlik: “Herkes başkasının diktatörünü seviyor”

Bazı insanlar vardır; bu memleketin bitmek bilmeyen gürültüsünde, o her kafadan bir sesin çıktığı enformasyon çöplüğünde sesini hiç yükseltmeden en derindeki hakikati fısıldarlar. Onlar binalar yıkılırken, hayatlar un ufak olurken ya da birileri sadece kendi “tık”ının ve algoritmasının peşinde koşarken, gözünü hikâyeden, kalbini ise insandan ayırmayanlardır. İşte benim için Sinan Dirlik, tam olarak bu çorak coğrafyanın ortasında ansızın kapısı aralanmış bir sığınak ve her şeyden önce çok kıymetli bir yol arkadaşı.

Onu ekranlarda, Reportare’nin o hafızayı taze tutan derinlikli yazılarında ya da YouTube’un  kendine has dünyasında “Gece Sohbetleri”yle insanlara yoldaşlık ederken izliyorsunuz çoğunuz. Ama Sinan’ı sadece bir gazeteci, bir iletişim akademisyeni ya da başarılı bir yayıncı olarak tanımlamak ona haksızlık olur bence. O, bu ülkenin en ücra, en kimsesiz köşesinde canı yanan birinin sesini duyduğunda kendi canı acıyan; sokağın, geçim derdinin, yasın ve dayanışmanın o saf, namuslu dilini hiç kaybetmeyen bir hakikat işçisidir zira. Akademiye de sığmadı, geleneksel medyanın o parıltılı ama prangalı odalarına da… Kendi yolunu, kendi kabilelerini kurdu (kimine ben de katıldım); her gece kameranın karşısına geçtiğinde o mikrofonu aslında toplumsal travmalarımızın yarasına basılan bir merhem gibi kullandı.

Bu kez Kaçak Kat’ta, o hep gıptayla baktığım şahane aklını ve kelimelerini benim sorularımın karşısına koydu Sinan. Ama biz bu sefer sadece teknik olarak değişen medyayı, dünyadaki yeni iletişim yöntemlerini ya da yapay zekayı konuşmadık. Sermayeden kaçarken kitlelerin beğenisine rehin düşme tehlikesini, “hak odaklı” kalabilmenin o ağır faturasını ve bu kadar deliliğin ortasında insan kalabilmenin ahlaki formüllerini didikledik.

Sözü uzatmayayım; kalemine, sesine ve en çok da o hiç eskimeyen dostluğuna hayran olduğum Sinan Dirlik’i ağırlamaktan gurur duyuyorum burada. O bin kere “Estağfurullah” dese, ben bin bir kere “Eyvallah” diyeceğim. Bakalım, kim kazanacak sonunda!

İyi ki varsın Sinan. Söz sende şimdi:

E.D., 25 Haziran ’26.


SİNAN DİRLİK SÖYLEŞİSİ | 1. Bölüm

EMRE DURSUN: Sinan, öncelikle çok teşekkür ederim bu söyleşi teklifini kabul ettiğin için, ne kadar onur ve heyecan duyduğumu yukarıda uzun uzun anlattım zaten, seni daha fazla şımartmak istemiyorum. (İstesem de başaramam.) Şöyle başlamak isterim izninle: Sen mesleğin mutfağını gördün, akademik teorisinin içinden bir güzel geçtin ve bugün geldiği “bağımsız dijital” boyutunu bizzat yaşadın. Klasik gazete odalarından/akademiden, YouTube canlı yayınlarına ve Reportare gibi platformlara, şimdi Haftalık gibi benim de gözbebeğim olan internet sitesine kadar uzanan bu yolculukta, sence “gazeteci” tanımı genetiğinden neyi kaybetti, yerine neyi koydu?

Continue reading “Sinan Dirlik: “Herkes başkasının diktatörünü seviyor”” →

Bahar Topçu: Neyse ki herkes feminist olacak bir gün


Bunu kendisine bizzat söylediğim için, burada paylaşmakta da bir sakınca görmüyorum: Bahar Topçu, hayatım boyunca beni hiç şaşırtmamış insanlardan biri. Ama bu sıradan bir sürprizsizlik demek değil, heyecan verici bir tutarlılık ve istikrar demek.

Tanıştığımızda ikimiz de yirmili yaşların ortalarında, hayli tutkulu gençlerdik. Birlikte yazılar yazdık, söyleşiler yaptık, röportajlar verdik, tartışmalara giriştik, baş başa ya da bir kitle ile uzun yürüyüşlere çıktık, eylemlere katıldık… Hem bir yüksek lisans (Munise Nur Aktan, Galatarasay Üniversitesi, Türkiye) hem de doktora (Pınar Gürleyen, Simon Fraser Üniversitesi, Kanada) tezine girmiş Kronik Muhalif internet sitesine birlikte hayat verdik.

Bahar, bizim merceğimizdi. Güncel politik tartışmaların yer aldığı yayınları, teorik okumalarla da destekleyerek takip edip inceler, onlar üzerine son derece özenli, uzun ömürlü, seri ya da tekil yazılar yazar ve bizi her zaman daha fazlasını, daha başkasını düşünmeye sevk ederdi.

Yeşiller hareketine çok erken yaşlarda katıldı ve bu alanda hem fiziksel hem de zihinsel olarak büyük mesai harcadı. Bununla birlikte feminizm ve LGBTI+Queer mücadeleye de aynı ölçüde emek verdi.

Continue reading “Bahar Topçu: Neyse ki herkes feminist olacak bir gün” →

Kulağımızdan öpen adam: Mustafa Sarıgül

Türk futbolunda kriz zamanlarında akla gelen kimi isimler vardır. Milli Takım ya da Galatasaray sıkıntıya düştüğünde Fatih Terim’dir bu. Continue reading “Kulağımızdan öpen adam: Mustafa Sarıgül” →

GEZİ DİRENİŞİ: Kentini ve kendini yaratmak

'Taksim Komünü', Fotoğraf: E.D., Haziran '13
‘Taksim Komünü’, Fotoğraf: E.D., Haziran ’13

Kızılderililer en hayati kararları kendilerinden sonra gelecek yedi nesil adına düşünerek alıyorlardı. YEDİ NESİL! Bugünün yönetenleri, nasıl yöneteceklerinin adabını geçmişten aldıkları üzere, aynı adapla geleceği kurmak için “hükmediyorlardı”. Yarına karşı sorumluluk, çetrefilli ama taviz verilmeyen bir ideaydı. Continue reading “GEZİ DİRENİŞİ: Kentini ve kendini yaratmak” →