Pınar Selek’le söyleşi: “Hep aynı şeylere akmıyor bu Pınar…”

O, hayatın, hayatlarımızın etrafını rengârenk masallarla örmeyi, belki de kendi hayatındaki bütün diğer uğraşlardan daha elzem bellemişken, her fırsatta nefesine mahkûmiyet kuşatmasıyla saldırıp, sonunda bir de ‘müebbet’ istediklerinde, gitmişti… Adına ‘sürgün’ dediği bu yola çıkarken, bizi de bizden, masalları içimizden sökerek gitmişti sanki; öyle dağlanmış, öyle yalnız hissetmiştik. Ama, masalları onun kadar tanımadığımızdan belki; adaletin yerini bulmayacağına, bu saatten sonra bulsa da, onca hırpalanmanın ardından, bunun tam bir ‘adalet’ sayılamayacağına nasılsa, Pınar’ın artık masal anlatamayacağına da inanmıştık adeta; daha içimize bu inanç düştüğünde, başımızın üstünde kendini gösteren yanılgının gölgesine kör ve ketum bir kapanmışlıkla. Lâkin, onu Pınar yapan, tam da kendisinin söylediği üzere, ‘hep aynı şeylere akmamasıydı’; bazen kendini bile kurtaramadığı cendereden, masallarını hep uzak tutmayı başarması, masalını göğün her tonuna aynı şevkle fısıldaması, ‘sürgün’de bile özgür olması.

“Nefese müebbet” demiştim o giderken, bunda da yanılmışım, özür dilerim. Yalnız, ben yanılgılarımdan, onun sürgünüyle yalnızlaşmışlığımdan, yine onun sesiyle sıyrılırken usul usul, size yanılgının en büyüğüne dair bir şey daha söyleyeyim: Mucizeleri hapsedemezsiniz!

PINAR SELEK
PINAR SELEK

Bir kere, ‘standart’ bir röportaj sorusu olduğuna, başka ülkelerden birini asla ikna edemeyiz ama, hem burada çok normal, hem de seni seven insanların en öncelikli merakı bu sanırım: Nasılsın? Continue reading “Pınar Selek’le söyleşi: “Hep aynı şeylere akmıyor bu Pınar…”” →