Gorgo’yu (ve keyfini) beklerken…
Yazın yolculuğunun başından itibaren kaleminin ucunu her daim sivrilten Leylâ Erbil, son iki eseri olan “Kalan” ile “Tuhaf Bir Erkek”te tam tamına bir şiir mızrağına çevirir onu. Mızrak, şairinin elinde öylesine estetik ve aynı zamanda o kadar gizemli bir silaha dönüşür ki, vurulan bile vurulduğunu çok sonra anlar neredeyse. Bilinç akışı yöntemini kullanırken okurun başını en çok döndürdüğü, imlâ işaretleri yerine ikame ettiği (kendi deyimiyle) “Leylâ işaretlerini” en baskın şekilde kullandığı “Tuhaf Bir Erkek” eseri bunun en çarpıcı örneği.
Erbil bu eserinde, kadın erkek fark etmeksizin 50 kuşağı yazarlarının hemen her tınısını taşımakla birlikte hem ekolünün hem de dilinin sınırlarından taşıp adeta bir Faulkner sarsıcılığına ulaşır. Bana kalırsa, bu eserini ilk romanı olan “Tuhaf Bir Kadın”la karşılaştıran birçoklarının “daha az politik” bulmaları da yine bu romanda kullanılan dilden kaynaklanır. Zira Erbil, 2011-2013 yılları arasında yazdığı “Tuhaf Bir Erkek”te Kürt Sorunu’ndan faili meçhullere, F Tipi cezaevlerinden ölüm oruçları ve işkencelere, Cumartesi Anneleri’nden madencilere, Sivas Katliamı’ndan Gezi Direnişi’ne kadar Türkiye tarihinin bütün arazlarına saplar mızrağını. Bunu yaparken öyle karakteristik bir “iktidar” portresi yaratır ki, suret ve isim değişirken zihniyet ve cisim hep aynı kalır.


