KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü

Biraz geciktim, evet, ama olur öyle…

Size hem “Terazinin Hüznü” adlı “muzır neşriyattan”, hem burçlardan ve muhtemelen onlar hakkındaki zerre umursamadığınız fikirlerimden, hem hayatın tuhaf terazisi ile şirazesinden hem de bağımsız bir başka “teraziden”, Deniz’den, denizden, Boğaziçi’nden, dalgadan, dalgalanan hikâyelerden, izden ve sürprizden, “bazan”dan ve “boşver”den, siyahtan ve yeşilden ve elbette İstanbul’dan bahsedeceğim bugün…

Ama önce bir başlayalım tabii, di mi?

Aynı şarkıyı bir de Fransızca ve Türkçe yorumlayan Candan Erçetin versiyonuyla ağırlayalım isterim önce… Hikâye yine aynı elbette…

Continue reading “KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü” →

Mutlak Buhran

24 yıllık AKP iktidarı süresinde hayatımıza çok fazla şey girdi ve birçok şey de bir daha geri dönmemek üzere kaybolup gitti. Gidenlerden birçoğunu artık anımsamıyoruz bile.

Anca öyle tuhaf bir hülya ya da baştan aşağı halüsinasyon içindeyken kimi Eurovision’u hatırlayıveriyor meselâ ansızın. Biraz detaycı ise spikerin söylediklerini bile duyar gibi olup sırıtabiliyor: “Ve işte can Azerbaycan’dan ülkemize tam puan geliyor,” diye bir çığlık koyuverirlerdi hani ve bundan beş dakika sonra sanki bambaşka bir şeyden söz edermiş gibi donuk ve tiksinti dolu bir sesle, “Yunanistan’dan Güney Kıbrıs’a tam puan çıkıyor, hiç şaşırmadık tabii ki!”

Kabul edelim ki saçma, çelişkili ama eğlenceliydi.

Continue reading “Mutlak Buhran” →

Yerde bulunan bir metal parçası

#Arşiv – yayımlanan ilk yazı

18 yaşındayım… Annemin mesleği sebebiyle Denizli’de yaşıyorum. Legal (bandrollü), illegal (korsan) her tür yoldan kitap satıyorum. Ama çok daha güzeli, her kapıdan her kitabı topluyorum. Akşamları eve döndüğümde odama kapanıp okuyorum ve radyo dinliyorum. Şimdi hatırlamadığım bir program var o zaman ama her akşam yayına aynı şarkıyla başlıyor: “Işığın Yansıması” adlı grubun, Orhan Veli‘nin “Birdenbire” şiirinden bestelediği şarkıyla. Yalnızım. Yapayalnızım. Melankoliden başka tutunacak dalım yok.

Ne bulursam okuyorum. Bulamadıklarımı buluyorum. Okuduklarıma ömrümü yatırıyorum.

Bu yazı da öyle bir vakit yazıldı. Devlet yine öldürüyordu ama ben henüz öğreniyordum bunu. Ancak böyle anlatabilmişim… Peki.

Continue reading “Yerde bulunan bir metal parçası” →

Eylülün Sesiyle ya da 29 > 12

#Arşiv

Belki derman bulamadım, belki de bir sebebi yoktu. Aynı günler geçmişin değil, bugünün sancılarıyla cebelleşiyorduk. Aslında, geçmişin yarattığı bugünün sancılarıyla demek daha doğru. Bu arşiv yazısını 12 Eylül günü paylaşamadım. Ama günün ne önemi var? Nasılsa, darbe devam ediyor!

E.D., Eylül ’24 – Grünberg


Baylar! Bin dokuz yüz seksen beşteyiz!

Bu dünyaya böyle yanlış doğmak, hazırlıksız düşmek, ‘ters gelmek’ can sıkıcı bir şeydir baylar! Ama öte yandan bu dünyaya bunca can sıkıcı yollardan düşmenin ağırlığı ve neredeyse doğuştan gelen bilgeliğiyle birlikte, tuhaf, hatta çoğu zaman komik bir hafifliği ve güzelliği de vardır. Belki de yazar tam da böylesi bir hâli anlatmak için yapmıştır “Varolmanın dayanılmaz hafifliği” tanımını. Bu dünyada yaşayan herkes öyle kolayından var olamaz ve işte o hafiflik de ancak var olabilmeyi göze alanlarda vardır. Öyle bakmayın, nedenini nasılını sorgulamayın,“Peki işe yarıyor mu?” gibi saçma bir soru sormayın, adamın da asabını bozmayın baylar! Siz önce şunun cevabını verin: “Siz Ruhi bey, nasılsınız?” Ve hatta, nedensiniz?

Continue reading “Eylülün Sesiyle ya da 29 > 12” →

Uzun bir Cumartesi takvimi: İşaretle!

#Arşiv 
 
Zaman açısından düşününce uzak gibi geliyor 13 yıl evvel yazılmış bir yazı. Çok uzak bir DÜN gibi. Cumartesi Anneleri ise bundan 29 yıl evvel oturmuşlar Galatasaray Meydanı’na.  

Yazdığım birçok şeyle birlikte kaybettim ve “hayatımın en mutlu günlerinden” sayabileceğim yakın bir vakitte buldum bu yazıyı. Sızı hâlâ taze, devri daim… Eski dost Evrim Kepenek ve yeni yoldaş Hikmet Adal sağ olsunlar, “BiaMag”da bugün yer verdiler.  

Bianet, ilk yazımı 2008’de yayınlayan gözbebeğimdir benim. Akıl baliğ oldukça, yazan elim işledikçe, nefes ve heves canda durdukça orada var olmaya devam etmek isterim.  

Buyursunlar…  

* 

Continue reading “Uzun bir Cumartesi takvimi: İşaretle!” →