Meşrep

Bilgi Üniversitesi’nin hazırlığını bitirip de ana bölüme (History) geçerken bendeki hava beyde yoktu, beyde! Gezi Direnişi sebebiyle hazırlığın son iki kuruna devam edememiş ama en son geçme sınavında, sınıftaki gözetmen hocayı bir de oraya işemekle (anlatırım bi ara) tehdit ederek büyük bir zafer elde etmiş, kendimi Santralistanbul’un “teletabilerle” dolu masalsı kampüsüne atmıştım, atabilmiştim çünkü nihayet. “Olağanüstü” olduğunu düşündüğüm İngilizcemle Erdem Kabadayı ve Daniel Ohanian’ın birlikte verdikleri bölümdeki ilk derse girdiğimde ise, beşinci dakikadan sonra yanımdaki arkadaşıma dönüp şunu dediğimi hatırlıyorum: “Hele bunların dili ne söyliy Sekine Kadın?”

Oldukça çabaladım, elimden geldiğince direndim. “Onlar” kırkıncı sayfaya geçerlerken ben kan ter içinde yarısını bitirdiğim için aynalara koşup kendimi öpmek istiyordum ama hayli geç kalmış bir üniversite öğrencisi için yalnızca İngilizce değildi ki dert, bir yandan da çalışmam gerekiyordu ve böyle örgün öğrenimin tam zamanlı ve fena halde “master degree” mesaisi beni bana bırakmıyordu. Sonunda, kendimi İstanbul Üniversitesi’nin ikinci öğreniminde (Tarih!) buldum.

Continue reading “Meşrep” →

“BİZ”, bildiğiniz gibiyiz

Cezaevindeki yazar Ahmet Altan’ın “Türk Olmak” başlıklı yazısını ansızın hatırlamamın üzerinden bir hafta bile geçmemişti henüz. Türklerin olumlu ve olumsuz özelliklerini ardı ardına sıralayan Altan’ın o müthiş yorumunu keyifle anımsamıştım: “Dünyanın en tehlikeli eğlencesi Türk olmaktır.” Türk olmanın da, Türkiye’de yaşamanın da uzun zamandan beri eğlenceli bir yanının olmadığının farkındayım ama bu cümlenin içerdiği anlam ve yazının referansları yine de keyiflendirmişti beni. Acı acı…

Bu tespitten ve hatta “Türkiye, evlâtlarına kendinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânı vermiyor” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözündeki anlamdan bile fersah fersah uzaktayız artık. Türkiye, evlâtlarına kendiyle mutlu olmak imkânı vermiyor asıl. Eğlencesi bitiyor, tehlikesi bitmiyor. Hevesi kursağında kalsa da umutlanma iştahı sürüyor ama insanlarının gözündeki fere düşman olanlar tükenmiyor. Deyim yerindeyse canı çıkıyor, huyu çıkmıyor.

Continue reading ““BİZ”, bildiğiniz gibiyiz” →

Suret ve Sırat

HAFIZANIN RAFLARI II

Bütünde gördüğümüz ilk şey, hikâyenin tonlarını belli oranda taşısa da, aslında bize yolun kendisiyle ilgili en az doğru bilgiyi verecek şeydir. İnsan açısından düşünüldüğünde, Continue reading “Suret ve Sırat” →