KaçakRadyo10: Çiğdem

Onu her andığımda, Sevgi Soysal’ı da anarım ben biraz. Çünkü Türkçe’nin bu iki büyük kadını da aynı illetten, meme kanserinden* dolayı gencecik yaşlarında ayrıldılar aramızdan. “Sana söylemediklerimi karıncalara söyleyeceğim,” diyen Soysal hayatını kaybettiğinde henüz 40 yaşındaydı ve o yaşına dek öyle muazzam eserler yazmıştı ki, bugün bile hâla yaşıyor tam da başucumuzda.

Türkçe müziğin en büyük, en romantik, en usta söz yazarlarından hatta bence şairlerinden biri olan Çiğdem Talu ise 43 yıl önce, 44 yaşında iken “aldı başını gitti” bu dünyadan.

Ama biliyor musunuz, bugün doğum günü onun ve şimdi tam 87 yaşında. Öyle dev bir imza attı ki hayatlarımıza, birazan onun da hâlâ ne kadar burada olduğunu bir kere daha anladığınızda siz de benimle aynı hüzünlü coşkuyu yaşayacaksınız mutlaka…

Bu sayı, onun için bir saygı duruşudur: Nice yıllara, Çiğdem Talu!

Continue reading “KaçakRadyo10: Çiğdem” →

“BİZ”, bildiğiniz gibiyiz

Cezaevindeki yazar Ahmet Altan’ın “Türk Olmak” başlıklı yazısını ansızın hatırlamamın üzerinden bir hafta bile geçmemişti henüz. Türklerin olumlu ve olumsuz özelliklerini ardı ardına sıralayan Altan’ın o müthiş yorumunu keyifle anımsamıştım: “Dünyanın en tehlikeli eğlencesi Türk olmaktır.” Türk olmanın da, Türkiye’de yaşamanın da uzun zamandan beri eğlenceli bir yanının olmadığının farkındayım ama bu cümlenin içerdiği anlam ve yazının referansları yine de keyiflendirmişti beni. Acı acı…

Bu tespitten ve hatta “Türkiye, evlâtlarına kendinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânı vermiyor” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sözündeki anlamdan bile fersah fersah uzaktayız artık. Türkiye, evlâtlarına kendiyle mutlu olmak imkânı vermiyor asıl. Eğlencesi bitiyor, tehlikesi bitmiyor. Hevesi kursağında kalsa da umutlanma iştahı sürüyor ama insanlarının gözündeki fere düşman olanlar tükenmiyor. Deyim yerindeyse canı çıkıyor, huyu çıkmıyor.

Continue reading ““BİZ”, bildiğiniz gibiyiz” →