11-12 yaşlarından beri kendisini naçizane “iyi bir okur” diye tanımlayabilecek biri olarak bu eşsiz yolculuğun 15 yaşından sonra iyiden iyiye kronik bir hâl aldığını söyleyebilirim. Ama kimisine çok çarpıcı gelen, benim içinse gayet doğal bir ayrıntı var: Çocukluğumun ilk dönemlerinde okumayı hiç sevmez hatta kelimenin tam anlamıyla bu eylemden nefret ederdim. Elbette gittiğim ve o günlerin koşulları düşünüldüğünde oldukça nitelikli sayılabilecek anaokulunun ama bir o kadar da bana evde şaşırtıcı bir sabırla eşlik eden dedemin sayesinde henüz ilkokula başlamadan okumayı sökmüştüm. Bu erken gayretin ve “başarının” aynı yolla “cezalandırılacağını” ise hiç düşünmemiştim. Yıllar sonra hayran olduğum yazarlardan biri olan Charles Dickens’ın da “sıkıcılığını” teyit ettiği* Hans Christian Andersen‘in “Parmak Kız” adlı kitabını elime tutuşturan dedem, beni yakaladığı hemen her akşam okumamı istiyordu bu masalı. Okuyordum, okuyabiliyordum ama etimle kemiğimle tiksinmiştim Parmak Kız’dan.
Continue reading “Mutlu Prens”Category: karalama
A T L A S
5 yaş… Elden de, ağızdan da kolayca çıkıveriyor değil mi?
İlk günden beri her daim konuşarak, söyleşerek, paylaşarak, keşfederek geçen 5 yıl… Çocuk, ebeveyne doğrudan yönelen bir canlıymış, ebeveynlik ise öğrenilen bir şey. Tüm içgüdüsel, doğrudan yaklaşımların yanında bir yerde, bir anne-baba cahilliği hep yatıyor çünkü. Şöyle mi yapsam, böyle mi davransam, nasıl yaklaşsam, şunu mu desem bunu mu desem, neresinden tutsam? Neresinden tutsan elinde kalan bir şey olup çıkıyor ebeveynlik. Kimseye bir kusursuzluk katmıyor, katması gerekmiyor. Çırılçıplak, paldır küldür bir insan olarak o unvanın, o alanın içinde debelenip duruyorsun. “Bir babaya şu yakışmaz” gelip tepene çöküyor, “anne dediğin böyle böyle olur”, “baba dediğin şöyle davranır”… Pırt! Götümüzden değil, vücudumuzun ve ruhumuzun her yerinden geliyor o “pırt”. Hamur değiliz, öyle kolay şekil alamıyoruz. Elimizde sihirli değnek yok. Sihirli değnek istemiyoruz! Tadıyoruz, adımlıyoruz, yaşıyoruz… Paldır küldür.
Bugünün Tarihi

Bugün artık tam anlamıyla karşımızda duran soru şudur:
Bir hayat mı istiyorsun yoksa adi bir kölelik mi? Continue reading “Bugünün Tarihi”
tecrit
ahmet kaya’dan “merhaba’yı esirgeyen”, hrant dink’i “yalnızlaştıran”, tezer özlü’nün “içini kemirten”, oğuz atay’ı görmezden gelerek “cezalandıran” çoğunluk, bizden farklı insanlardan oluşuyor sanmayalım. öyle biz ve bizden, öyle aşina ki bütün bu suretler. bir yabancı “yalnızlaştıramaz” zaten hiç kimseyi. Continue reading “tecrit”
mesele
“antikahraman” denilebilecek türden insanı sadece romanlarda, filmlerde severiz, gerçek hayatta sakınılması gereken bir şeydir o. niye? Continue reading “mesele”
ulus baker
insan
anlaşmazlıklar, kutuplaşmalar, çatışmalar hep vardı ve var olacaklar; yeryüzü, bunlardan da müteşekkil olduğuna kendini ikna edeli bir hayli oluyor. peki, insan? Continue reading “insan”


