KaçakRadyo10: Çiğdem

Onu her andığımda, Sevgi Soysal’ı da anarım ben biraz. Çünkü Türkçe’nin bu iki büyük kadını da aynı illetten, meme kanserinden* dolayı gencecik yaşlarında ayrıldılar aramızdan. “Sana söylemediklerimi karıncalara söyleyeceğim,” diyen Soysal hayatını kaybettiğinde henüz 40 yaşındaydı ve o yaşına dek öyle muazzam eserler yazmıştı ki, bugün bile hâla yaşıyor tam da başucumuzda.

Türkçe müziğin en büyük, en romantik, en usta söz yazarlarından hatta bence şairlerinden biri olan Çiğdem Talu ise 43 yıl önce, 44 yaşında iken “aldı başını gitti” bu dünyadan.

Ama biliyor musunuz, bugün doğum günü onun ve şimdi tam 87 yaşında. Öyle dev bir imza attı ki hayatlarımıza, birazan onun da hâlâ ne kadar burada olduğunu bir kere daha anladığınızda siz de benimle aynı hüzünlü coşkuyu yaşayacaksınız mutlaka…

Bu sayı, onun için bir saygı duruşudur: Nice yıllara, Çiğdem Talu!

Continue reading “KaçakRadyo10: Çiğdem” →

KaçakRadyo9: Cover Time

Kaçak Radyo’nun, birkaç kez tekrarlanacak başlıklarından birindeyiz bu hafta ve yine bu haftanın şerefine burayı Şebnem Ferah’a boğmaktan hiçbir beis duymayacağımı da söyleyeceğim en başından. (Geçtiğimiz 24 Ekim’de, onunla Bursa Merinos Park’ta gerçekleşen vuslatımıza dair yazıyı da, konserde sırayla çaldığı şarkılardan oluşturduğum müzik listesi ve orada çektiğim fotoğraf ve videolarla birlikte 31 Ekim’de yayınlayacağım zaten. Ahey de ahey!)



“Cover Time” gibi, “No Cover No Cry” başlıklı bir sayımız da olacak ve ilkini 22 Kasım günü yayınlamayı planladığım o başlıkta da yine birkaç kez buluşacağız gibi geliyor bana. Başlığından anlayabileceğiniz ya da en azından işkillenebileceğiniz üzere, “hiç coverlanmasa daha iyi olacağını” düşündüğüm şarkıların orijinal ve biricik yorumlarına yer vermeye çalışacağım orada da…

Efendim buyrun, fitili ateşleyelim bi…

Continue reading “KaçakRadyo9: Cover Time” →

KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü

Biraz geciktim, evet, ama olur öyle…

Size hem “Terazinin Hüznü” adlı “muzır neşriyattan”, hem burçlardan ve muhtemelen onlar hakkındaki zerre umursamadığınız fikirlerimden, hem hayatın tuhaf terazisi ile şirazesinden hem de bağımsız bir başka “teraziden”, Deniz’den, denizden, Boğaziçi’nden, dalgadan, dalgalanan hikâyelerden, izden ve sürprizden, “bazan”dan ve “boşver”den, siyahtan ve yeşilden ve elbette İstanbul’dan bahsedeceğim bugün…

Ama önce bir başlayalım tabii, di mi?

Aynı şarkıyı bir de Fransızca ve Türkçe yorumlayan Candan Erçetin versiyonuyla ağırlayalım isterim önce… Hikâye yine aynı elbette…

Continue reading “KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü” →

KaçakRadyo6: Rest

Ne diyordu Orhan Pamuk, “Yeni Hayat” romanının ilk cümlesinde: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Bu kadar. Bu kadar basittir bazan. Hatta, çoğu zaman…

Bir adım yalnızca. O adımı nerede, neye attığınız fark etmez. Ve evet, bazan bir kitapla da olabilir bu. Okurken kendinizi çözdüğünüz. Bazan bir şarkıyla olur: Dinlerken kendinizi duyduğunuz. Bazan anlık bir iç çekiş, kısacık bir duraksama, bazan bir koku bile… Büyük kopuşlarda gürültü yoktur. İçeriden “tık” diye bir ses gelir yalnız. Anlarsınız.

Sabır, tahammül, sınır (limit) mülkü yıkılmıştır! Had aşılmış, bardak taşmıştır! Onca iyi niyete rağmen her sabah ısrarla göndere çekilen suistimal bayrağı da nihayet yırtılmış, takke düşüp kel görünmüş; ederi de üzerindeki çul ve çaput kadar olanın defteri bir güzel dürülmüştür.

Görülmüştür!

Continue reading “KaçakRadyo6: Rest” →

KaçakRadyo4: Şiire Yakın

Sezen Aksu, ömrü billah yazdığı şarkı sözlerini topladığı kitaba ne isim vermişti: “Eksik Şiir”. Ama bir televizyon programında Candan Erçetin’e konuk olduğunda ve bu kitaptan söz açıldığında, “Sen de bir şiir kitabında bunları toplamışsın,” dendiğinde şunları söylemişti: “Şiir değil o, şarkı sözü Candan’ım ya! Tabii dikkat ediyorum ‘şiire yakın’ dursun diye… Belki yazmaya kalkarsam onu beceririm bilmiyorum ama müzik cümlesiyle söz cümlesinin birbirini tamamlaması gerekiyor, o yüzden de tek başına şiir olması mümkün değil. Eksik kalıyor gerçekten, zaten o yüzden adını ‘Eksik Şiir’ koyduk onun (kitabın). Hatta bana o isim bile fazla geldi.”*

Sezen’in yazdığı şiir mi değil mi, fazla mı eksik mi, bir sonraki sayıda siz karar verirsiniz artık ama ben onun bu cümlelerinin içinden “Şiire Yakın” sözünü çekip aldım kendime bu bölümde.


Ve evet, bazen çenemi tutamayıp uzatıyorum lafı böyle ama önce bir başlayalım da sonra devam edelim yine…

Yeniden, hoşgeldiniz:

Continue reading “KaçakRadyo4: Şiire Yakın” →

Şşş!|6 – Bavuldakiler

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (altı)

Gitmek, gelmek, gidememek, dururken kalamamak, gidip dönememek… Gideni özlemek, gidene seslenmek, gideni beklemek… “Git” ya da “kal” demek, diyememek… Bazan, kalanı, tam yanında duranı bile özleyecek ve dahi bekleyecek hâle düşmek… Ve daha bir dolu zıkkım!

“Şiirli Şarkılar Şemsiyesi” bittiğinde tematik bir “KaçakRadyo” serisi başlayacak ve orada belli duygu ve durumlar üzerine daha çok konuşacağız ve muhtemeldir ki bu sularda yine kulaç atacağız. Ama biliyorsunuz ki, ilk paragrafta andığım mefhumlar başta edebiyat olmak üzere, bütün sanatların ezelden ebede etrafında pervane gibi döndükleri alevler…  

Continue reading “Şşş!|6 – Bavuldakiler” →