KaçakRadyo10: Çiğdem

Onu her andığımda, Sevgi Soysal’ı da anarım ben biraz. Çünkü Türkçe’nin bu iki büyük kadını da aynı illetten, meme kanserinden* dolayı gencecik yaşlarında ayrıldılar aramızdan. “Sana söylemediklerimi karıncalara söyleyeceğim,” diyen Soysal hayatını kaybettiğinde henüz 40 yaşındaydı ve o yaşına dek öyle muazzam eserler yazmıştı ki, bugün bile hâla yaşıyor tam da başucumuzda.

Türkçe müziğin en büyük, en romantik, en usta söz yazarlarından hatta bence şairlerinden biri olan Çiğdem Talu ise 43 yıl önce, 44 yaşında iken “aldı başını gitti” bu dünyadan.

Ama biliyor musunuz, bugün doğum günü onun ve şimdi tam 87 yaşında. Öyle dev bir imza attı ki hayatlarımıza, birazan onun da hâlâ ne kadar burada olduğunu bir kere daha anladığınızda siz de benimle aynı hüzünlü coşkuyu yaşayacaksınız mutlaka…

Bu sayı, onun için bir saygı duruşudur: Nice yıllara, Çiğdem Talu!

Continue reading “KaçakRadyo10: Çiğdem” →

KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü

Biraz geciktim, evet, ama olur öyle…

Size hem “Terazinin Hüznü” adlı “muzır neşriyattan”, hem burçlardan ve muhtemelen onlar hakkındaki zerre umursamadığınız fikirlerimden, hem hayatın tuhaf terazisi ile şirazesinden hem de bağımsız bir başka “teraziden”, Deniz’den, denizden, Boğaziçi’nden, dalgadan, dalgalanan hikâyelerden, izden ve sürprizden, “bazan”dan ve “boşver”den, siyahtan ve yeşilden ve elbette İstanbul’dan bahsedeceğim bugün…

Ama önce bir başlayalım tabii, di mi?

Aynı şarkıyı bir de Fransızca ve Türkçe yorumlayan Candan Erçetin versiyonuyla ağırlayalım isterim önce… Hikâye yine aynı elbette…

Continue reading “KaçakRadyo8: Terazinin Hüznü” →