Karşı Pencere

Yazının başlığını hiç bekletip yormayalım boşuna ve sorayım önce vakitlice: Ferzan Özpetek’in, “La Finestra Di Fronte” filmini izlediniz mi? Yani, “Karşı Pencere.” (Enikonu kıskandığım izlemeyenler “spoiler”dan da hoşlanmıyorlarsa hemen uzaklaşsınlar buradan çünkü konuşacağım biraz…)

İlk izlediğimde çok etkilendiğim, içinde Sezen Aksu’nun tınılarını duyunca daha da bağlandığım ve defalarca seyretmekten bıkmadığım bu film, Roma’da monoton bir evlilik sürdüren Giovanna ile karşı apartmandaki genç adam Lorenzo arasındaki çekimi merkezine alır gibi görünür. Evet, GİBİ! Çünkü Özpetek’in sinematografik mahareti, ilk elden gözümüze soktuğu bu heteroseksüel ilişkinin arkasına yerleştirdiği derin ve trajik bir eşcinsel aşk hikâyesinde yatar aslında.

Filmin anlatısını derinleştiren karakter, hafızasını kaybetmiş yaşlı bir adamdır. Adını, yüzünü  ve o muazzam dans sahnesini (ve elbette çalan şarkıyı -Historia de un amor-) gün gibi hatırlıyorum: Davide Veroli.

Continue reading “Karşı Pencere” →

Bana ‘ahbabını’ söyle!

Kişisel ilişki ve iletişimlerden tutun da toplumsal hayatın, siyasetin her zerresine tamı tamına uyarlanabilecek bir sözü vardır maliyecilerin. Kendi aralarında sıklıkla tekrarlar, bazan da aba altından sopa göstermek istedikleri durumlarda özellikle kullanırlar: “Biz dostlarımıza hiçbir şey yapmayız, düşmanlarımıza ise sadece kuralları uygularız.”

Bunca zihin tahribatından sonra size inanılmaz görünebilir ama kural ve kanunlar, Türkiye gibi bir “guguk” devletinde dahi oldukça net ve katidir. İş ki, herkes için kitabına uygun ve eşit şekilde uygulanabilsin. Ama öyle mi? Değil elbette…

Continue reading “Bana ‘ahbabını’ söyle!” →

Mutlak Buhran

24 yıllık AKP iktidarı süresinde hayatımıza çok fazla şey girdi ve birçok şey de bir daha geri dönmemek üzere kaybolup gitti. Gidenlerden birçoğunu artık anımsamıyoruz bile.

Anca öyle tuhaf bir hülya ya da baştan aşağı halüsinasyon içindeyken kimi Eurovision’u hatırlayıveriyor meselâ ansızın. Biraz detaycı ise spikerin söylediklerini bile duyar gibi olup sırıtabiliyor: “Ve işte can Azerbaycan’dan ülkemize tam puan geliyor,” diye bir çığlık koyuverirlerdi hani ve bundan beş dakika sonra sanki bambaşka bir şeyden söz edermiş gibi donuk ve tiksinti dolu bir sesle, “Yunanistan’dan Güney Kıbrıs’a tam puan çıkıyor, hiç şaşırmadık tabii ki!”

Kabul edelim ki saçma, çelişkili ama eğlenceliydi.

Continue reading “Mutlak Buhran” →

“I am Türkiye”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, NATO Ankara Zirvesi kapsamında düzenlenen basın toplantılarının birinde, Afganistanlı bir muhabire “Are you Iran?” diye sorması ciddi şekilde ses getirdi. Aslında Erdoğan, biricik partisi AKP ile yarattığı ve pek övündüğü “Yeni Türkiye”nin kurbanı oldu da diyebiliriz. O zihniyetin refleksi devreye girer girmez, bizatihi onlardan öğrenilen aşırı bir hoyratlık, dışlayıcılık ve kibir ile yerin dibine soktuğu alışkanlıkla, İngilizcesi üzerinden hayli hırpaladılar cumhurbaşkanını. Eski liderlerin İngilizceleri mi kıyaslama konusu olmadı, bunca yıldır en basit kalıpları bile öğrenememesinden mi dem vurulmadı, sayısız “Hav ar yu”lu diyalogları mı sıralanmadı, neler neler…

Continue reading ““I am Türkiye”” →