KaçakRadyo3 | Şair Aysel

Mevzubahis memleketteki kötülükler, karanlıklar ve çirkinlikler üzerine konuşmak olunca elimizi de dilimizi de korkak alıştırmıyoruz. Öyle olması da gerekir. Bu aslında daha güzelini hak ettiğimize inandığımız ve daha iyisini istediğimiz için verdiğimiz bir mücadele. Yoksa insan kendi evine kolay kolay düşman olmaz. Biz de düşman değiliz zaten!

Bizler; olumsuzluklardan ve karanlıklardan bahsedildiğinde, bunlar eleştirildiğinde “Ya sev ya terk et” diye höykürenlere inat, “Hayır, sevmediğimiz durumlar olduğunda da kalmaya devam edeceğiz” diyenleriz. Çünkü biz -üç gün sonra ve yokluğunda 72. yaşını kutlayacağımız, 19 Ocak 2027’de ise aramızdan haince alınışının 20. yılında anacağımız- Hrant Dink‘in söylediği gibi, “Yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardanız”. En azından, gücümüz yettiğince buna aday olanlardan.

Ancak gelin, memleketin güzelliklerinden bahsederken de aynı cömertliği sergileyelim. Çünkü burası her şeye rağmen göz alıcı ölçüde güzel bir yer. Sadece ikliminden, coğrafyasından, mutfağından, kültürel çeşitliliğinden taşmıyor bu güzellik, insanından da taşıyor bazan. Oran-orantıyı bilmem, matematiğe de aklım ermez zaten, bu yüzden azınlık mı çoğunluk mu tartışmasına girmeyeceğim. Az da olsa bazan, o azı çok görerek dinleneceğim. Velhasıl, burası güzel insanlar yaratma konusunda da maharetli ve bereketli bir topraktır. Hemen her alanda keşfedilmiş ya da keşfedilmemiş sayısız cevher barındırır içinde. Kirletmeye gönüllü bir dolu cani olsa da, bu toprağın harcı o güzel insanların ruhundaki, aklındaki, kalbindeki berraklıkla karılmıştır.

Ne mutlu bize ki, onların ennnn güzellerinden, en delilerinden, en dahilerinden, en kıymetlilerinden ve ennnnn şairlerinden birini ağırlayacağız bugün. Karşınızda, eşsiz Aysel Gürel.

Continue reading “KaçakRadyo3 | Şair Aysel” →

Karşı Pencere

Yazının başlığını hiç bekletip yormayalım boşuna ve sorayım önce vakitlice: Ferzan Özpetek’in, “La Finestra Di Fronte” filmini izlediniz mi? Yani, “Karşı Pencere.” (Enikonu kıskandığım izlemeyenler “spoiler”dan da hoşlanmıyorlarsa hemen uzaklaşsınlar buradan çünkü konuşacağım biraz…)

İlk izlediğimde çok etkilendiğim, içinde Sezen Aksu’nun tınılarını duyunca daha da bağlandığım ve defalarca seyretmekten bıkmadığım bu film, Roma’da monoton bir evlilik sürdüren Giovanna ile karşı apartmandaki genç adam Lorenzo arasındaki çekimi merkezine alır gibi görünür. Evet, GİBİ! Çünkü Özpetek’in sinematografik mahareti, ilk elden gözümüze soktuğu bu heteroseksüel ilişkinin arkasına yerleştirdiği derin ve trajik bir eşcinsel aşk hikâyesinde yatar aslında.

Filmin anlatısını derinleştiren karakter, hafızasını kaybetmiş yaşlı bir adamdır. Adını, yüzünü  ve o muazzam dans sahnesini (ve elbette çalan şarkıyı -Historia de un amor-) gün gibi hatırlıyorum: Davide Veroli.

Continue reading “Karşı Pencere” →

Şşş!|4 – Askıda sonbahar

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (dört)

Aslında Cesare Pavese’nin “Yaşama Uğraşı”nda, sonrasında ise Albert Camus’nün daha farklı bir anlatımla söylediği bir şey vardır: “Tek başına mutlu olmak utanılacak bir şeydir.” Camus aynı zamanda “Sisifos Söyleni”nde ölümü geciktirme uğraşını absürd bir çaba olarak nitelendiriyordu. 

(“Yaşamak” ve “yaşlanmak” konusunda bazı noktalara gelmeden önce, muhtemel bir yanlış anlamayı ortadan kaldırarak devam edeyim.) 

Continue reading “Şşş!|4 – Askıda sonbahar” →