Ne diyordu Orhan Pamuk, “Yeni Hayat” romanının ilk cümlesinde: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Bu kadar. Bu kadar basittir bazan. Hatta, çoğu zaman…
Bir adım yalnızca. O adımı nerede, neye attığınız fark etmez. Ve evet, bazan bir kitapla da olabilir bu. Okurken kendinizi çözdüğünüz. Bazan bir şarkıyla olur: Dinlerken kendinizi duyduğunuz. Bazan anlık bir iç çekiş, kısacık bir duraksama, bazan bir koku bile… Büyük kopuşlarda gürültü yoktur. İçeriden “tık” diye bir ses gelir yalnız. Anlarsınız.
Sabır, tahammül, sınır (limit) mülkü yıkılmıştır! Had aşılmış, bardak taşmıştır! Onca iyi niyete rağmen her sabah ısrarla göndere çekilen suistimal bayrağı da nihayet yırtılmış, takke düşüp kel görünmüş; ederi de üzerindeki çul ve çaput kadar olanın defteri bir güzel dürülmüştür.
Görülmüştür!
Tag: Can Bonomo
KaçakRadyo1 | Kırk Bir
Gün madem bugün, lafa hemen gireyim olanca şımarıklığımla:
Bugün, yaş 41 yani Can Bonomo’ya gelene kadar ne şarkılar ve şarkıcılar seçerdim, seçebilirdim buraya, değil mi? Ama bu sevgili çocuk daha ilk albümünün ilk şarkısı ve sanırım ilk klibiyle fena tavladı beni. O bıçkın tavrı ile tam da o vakitler ihtiyacım olan hissi yaşattı bana galiba. Şarkının orijinal hâlinde değil ama klipte olan “racon” şöyle bir yokladı önce ve sonra da sıra o müthiş girizgâha geldi: “Haydiiiii!”
Yeni Hikâye
Az buçuk ustası, bir vakit kalfası, çokça da çırağı oldum bazı şeylerin ama ne uzmanıyım herhangi bir şeyin ne de gurmesi… “İnsan” mefhumu algıda değiştikçe, Karl Marx’ın, neredeyse altında imzası olan Terentius’tan bile fazla benimsediği, “İnsanım, insana dair hiçbir şey bana yabancı değil” (“Homo sum, humani nihil a me alienum puto”) sözünün anlamı biraz daha ayyuka çıktıkça ya da daha bir yerine oturdukça belki, o mayadan geldiğim için ben de ustalaşıyorum elbet birçok şeyde. Nâzım gibi kesin bir tavırla, “Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta,” diyebilir miyim bilmiyorum bu romantik saflık bünyede bakî oldukça ama galiba dengeyi öğrendim biraz. Denge, kendini öğretti bana. Tevazunun ve özgüvenin dengesini de. Biraz kurcaladım ve biraz da çözdüm galiba, kendi kendinin hakkını verebilme terazisini de.
Ne uzmanıyım herhangi bir şeyin ne de gurmesi… Ama bir terazi bana dedi ki: En başta kendi kendinin kıymetini bilmeyenin biraz zor okunur esamesi. Çünkü burası, manipülasyon vadisi. Bir hamlede aklını alırlar, bir anda zemin kayıp gider ayaklarının altından, kaşınıp durmaktır ondan ötesi.
“İnsana dair hiçbir şey bana yabancı değil.”
Söz burada işte. Bana Nil Karaibrahimgil gibi kafiye aratmayın gayri… Haydi!


