Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…


Dil… Varlığıyla, yokluğuyla, yarasıyla bizi biz yapan şeylerden biri neresinden baksak. Hiç azımsamayın, çünkü çoğunlukla en önemlisi. Anadili için, o dili yaşamlarının her alanında özgürce kullanabilmek için mücadele veren bir dostumdan içime işleyen bir şey duymuştum bir gün. “Anadil bir organdır!” demişti. Etkileyiciydi, evet ama henüz benim açımdan bir tecrübe imbiğinden süzülmemişti. Dilini bilmediğim bir yerde uzun süre yaşayınca daha net anladım bunu. Ellerim yokmuş gibi hissetmiştim çünkü… Gözlerim, kulaklarım, ayaklarım…

Continue reading “Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…” →

Kâinatta bir renk: Marquez

Gabriel Garcia Marquez
Gabriel Garcia Marquez

Bir tanrı varsa, ondan sonra en çok canlı yaratan kudret, Balzac diye bilinir. Bizim, çağdaşı olma keyfini ve gururunu tattığımız Marquez ise, kâinatta, hiç kesintisiz en uzun süren yağmuru yağdıran kudrettir. “Yüzyıllık Yalnızlık” toprağı hiç değilse kuraklıktan böyle sıyrıldı: Çünkü “yağmur tam dört yıl, on bir ay, iki gün yağdı.” Continue reading “Kâinatta bir renk: Marquez” →

Bat dünya bat!

Dink Ailesi, yeniden “görülmeye” başlanan Hrant Dink Davası’nın bundan sonraki duruşmalarına katılmayacaklarını açıklarken, mahkemeleri “müsamere” olarak tanımlamışlardı. “Hadsizlikle” bile suçlandılar ama haksız çıkmadılar. Bu hakikat yeni bir şey değildi esasen, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli zaten bu gerçeklik üzerine bina edilmişti desek, çok yanlış olmaz, fakat hatırlarsınız, o davanın “ikinci perdesi” başladığında tarihte ilk kez “gizli sanık” kavramıyla ve dahi o gizli sanığın bizatihi kendisiyle de tanıştık. Belki uzaktan sanık, ismini vermek istemeyen sanık, konuk sanık, en iyi yardımcı erkek sanık da diyebiliriz kendisine, oyun bu ya! Samanyolu TV’deki “Aile Mahkemesi” programının formatını çalmıştı devlet, resmen! Sanık, Gaziantep’ten canlı bağlandı “yayına”. Müsamere değil de neydi bu?
Continue reading “Bat dünya bat!” →