Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…


Dil… Varlığıyla, yokluğuyla, yarasıyla bizi biz yapan şeylerden biri neresinden baksak. Hiç azımsamayın, çünkü çoğunlukla en önemlisi. Anadili için, o dili yaşamlarının her alanında özgürce kullanabilmek için mücadele veren bir dostumdan içime işleyen bir şey duymuştum bir gün. “Anadil bir organdır!” demişti. Etkileyiciydi, evet ama henüz benim açımdan bir tecrübe imbiğinden süzülmemişti. Dilini bilmediğim bir yerde uzun süre yaşayınca daha net anladım bunu. Ellerim yokmuş gibi hissetmiştim çünkü… Gözlerim, kulaklarım, ayaklarım…

Continue reading “Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…” →

Kâinatta bir renk: Marquez

Gabriel Garcia Marquez
Gabriel Garcia Marquez

Bir tanrı varsa, ondan sonra en çok canlı yaratan kudret, Balzac diye bilinir. Bizim, çağdaşı olma keyfini ve gururunu tattığımız Marquez ise, kâinatta, hiç kesintisiz en uzun süren yağmuru yağdıran kudrettir. “Yüzyıllık Yalnızlık” toprağı hiç değilse kuraklıktan böyle sıyrıldı: Çünkü “yağmur tam dört yıl, on bir ay, iki gün yağdı.” Continue reading “Kâinatta bir renk: Marquez” →

Görgü Tanığı

“…özgürlüklerden bahsedenler, her tür iktidardan aynı özgürlükleri talep etmiyorlarsa, onlar gerçek bir özgürlük istiyorlar diyemeyiz.”

Birinci Dünya Savaşı’nın fiziki ve psikolojik yıkımını yaşayan milyonlarca insanın içinden bir tek kişi; hem bedeni, hem de ruhunda oluşmuş tahribattan bir nebze şikâyetçi olsaydı, belki İkinci Dünya Savaşı olmayacak, olsa da belki o korkunç Yahudi Soykırımı’yla, ırkçılık insanlığa en büyük gazaplarından ve utançlarından birini yaşatmayacaktı. Continue reading “Görgü Tanığı” →