tecrit

60ahmet kaya’dan “merhaba’yı esirgeyen”, hrant dink’i “yalnızlaştıran”, tezer özlü’nün “içini kemirten”, oğuz atay’ı görmezden gelerek “cezalandıran” çoğunluk, bizden farklı insanlardan oluşuyor sanmayalım. öyle biz ve bizden, öyle aşina ki bütün bu suretler. bir yabancı “yalnızlaştıramaz” zaten hiç kimseyi. Continue reading “tecrit” →

Kahrolsun Gary, yaşasın Ajar!

HAFIZANIN RAFLARI III

“İnsan olmak ne zor, değil mi Momo?” diye sorsanız, aklına birdenbire gelmeyen kalmaz muhtemelen ve Madam Rosa’nın evinin bulunduğu binadaki daracık merdivenlerin basamaklarına ya da bir kaldırıma oturup, “danalar gibi” ağlamaya başlar! “Danalar hiçbir zaman ağlamazlar, deyim böyle gerektirir.” Continue reading “Kahrolsun Gary, yaşasın Ajar!” →

Bat dünya bat!

Dink Ailesi, yeniden “görülmeye” başlanan Hrant Dink Davası’nın bundan sonraki duruşmalarına katılmayacaklarını açıklarken, mahkemeleri “müsamere” olarak tanımlamışlardı. “Hadsizlikle” bile suçlandılar ama haksız çıkmadılar. Bu hakikat yeni bir şey değildi esasen, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli zaten bu gerçeklik üzerine bina edilmişti desek, çok yanlış olmaz, fakat hatırlarsınız, o davanın “ikinci perdesi” başladığında tarihte ilk kez “gizli sanık” kavramıyla ve dahi o gizli sanığın bizatihi kendisiyle de tanıştık. Belki uzaktan sanık, ismini vermek istemeyen sanık, konuk sanık, en iyi yardımcı erkek sanık da diyebiliriz kendisine, oyun bu ya! Samanyolu TV’deki “Aile Mahkemesi” programının formatını çalmıştı devlet, resmen! Sanık, Gaziantep’ten canlı bağlandı “yayına”. Müsamere değil de neydi bu?
Continue reading “Bat dünya bat!” →

Had Bildirenler Korosu

“Türk” Adalet Sistemi garabetinin en karakteristik örneklerinden biri olan Hrant Dink cinayeti davası ‘yeniden’ başlar başlamaz hep birlikte gördük ki, bu yakada pek “yeni” bir şey yok hâlâ. Hem de hiçbir manada. Continue reading “Had Bildirenler Korosu” →

Nar niyetine…

"Kan değil, can bağımızdır nar."
“Kan değil, can bağımızdır nar.”

19 Ocak 2007’de Karin Karakaşlı’nın deyimiyle, hem, “sadece Hrant’ın öldürülüşüne değil, yakın tarihin tüm aşağılık tezgâhlarına meydan okuyan”, hem de, “kendi kaybettiklerinin acısını da o kayıpta bir kere daha tadan” vicdan sahipleri (ki aralarında sonradan, o gün oraya gidip “Hepimiz Ermeni’yiz” haykırışına katıldığına dertlenen azımsanmayacak bir güruh da vardı) Halaskargazi’ye düşmüş o bedeni gecikmiş bir vefa ve kardeşlik duygusuyla koştuğunda; artık ses ve sessizlik bile yeniden tanımlanıyordu, durduğu yer başından belli olanlarla, yerini henüz bulmuşlar arasında. Continue reading “Nar niyetine…” →

Görgü Tanığı

“…özgürlüklerden bahsedenler, her tür iktidardan aynı özgürlükleri talep etmiyorlarsa, onlar gerçek bir özgürlük istiyorlar diyemeyiz.”

Birinci Dünya Savaşı’nın fiziki ve psikolojik yıkımını yaşayan milyonlarca insanın içinden bir tek kişi; hem bedeni, hem de ruhunda oluşmuş tahribattan bir nebze şikâyetçi olsaydı, belki İkinci Dünya Savaşı olmayacak, olsa da belki o korkunç Yahudi Soykırımı’yla, ırkçılık insanlığa en büyük gazaplarından ve utançlarından birini yaşatmayacaktı. Continue reading “Görgü Tanığı” →

bin dokuz yüz on beş

Hrant Dink’e…

BU TOPRAKTA GÖZÜN VAR!
BU TOPRAKTA GÖZÜN VAR!

…ve takvim kırıldı: yirmi dört nisan.

Toprakta iz var, çünkü şehir yürüdü. O eski, salaş ve handan çok bir mezbahayı andıran kanlı hanlardan birinde vuruldu an. Anda iz var; zamanın izi. Kim bilir kimden miras, paslı ama görkemli hançerini kendi kalbine vakur bir hışımla saplayıp, yarına acılı bir bakış kondururcasına, anı ve zamanı ruhunun yangınında sabitlemiş küçük çocuğun dilindeki şarkıyla birlikte erimeye başlıyor artık, kanlı hanın duvarlarındaki mumlar. Şarkı mumları eritiyor; ateş söndürüyor, kendi yangınını. Sonra bir çığlık: “Bu toprakta izim var.”

Bu toprakta izin var, duyduk. Görmedik, ama duyduk!

Bir çocuktan bir çığlık sonra: “Yatakta iz var.” Continue reading “bin dokuz yüz on beş” →

Tanıklardan Kapsamlı Bir “Sanıklık” Çağrısı

2005’te kaçak olarak Türkiye’ye gelen ve 2007 yılının Ağustos sonunda, bir arkadaşıyla beraber gözaltına alınarak Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürülen Festus Okey’in akıbeti, 10 gün sonra şöyle bildirilmişti: “…1982 doğumlu Peter oğlu Festus Okey’in cenazesi tabutlanmış ve müherlenmiş olup Nijerya ili Legos ilçesine naklinde sakınca yoktur.” Continue reading “Tanıklardan Kapsamlı Bir “Sanıklık” Çağrısı” →