Emirhan Yılmaz ile Kör Sıralama: Fenerbahçe Efsaneleri

Çok da uzak olmayan bir tarihte harikulâde bir Fenerbahçe söyleşisi yaptığımız Emirhan Yılmaz’la, bir de Kör Sıralama oynayalım dedik, ki konunun yine Fenerbahçe olması kaçınılmazdı elbette. (bkz.: Emirhan Yılmaz: Fenerbahçe’nin yeri her zaman birinciliktir – KAÇAK KAT)

Her ne kadar “efsane” denen şey kolay bulunmasa ve herkes böyle kabul edilmese de, ben şahsen Fenerbahçe’nin bu anlamda hayli zengin bir camia olduğunu düşünüyorum. İsimleri belirlerken çok zorlandım çünkü işin zaten en korkunç yanı da bu: 10 isimle sınırlandırmak durumundaydım.  Bunu yaparken, araya bazen görece tartışmalı isimleri de yerleştirmek gerekebiliyor, ki konu sonunda biraz aydınlığa kavuşsun. Buna rağmen, Emre Belözoğlu demek aklımın ucundan geçmedi meselâ…

Önceden kararlaştırdığımız  bu kör sıralamayı ikimizin de uygun olduğu bir zamanda yapmak için sözleşmiştik ve mutluluk verici bir biçimde Atlas Ali de bu esnada bizim kadar müsaitti. Üstelik bu, onun bilmediği bir oyundu ve mantığını, kurallarını anlattığımda, hele de konusunu öğrendiğinde fazlasıyla heyecanlanıp ortak olmak istedi oyuna.

Biz de Emirhan’a önce iki ses kaydı yolladık ve üç soruyu Atlas’ın sorması konusunda uzlaştık.

E.D., Mayıs ’26

Emirhan Yılmaz’la, “Fenerbahçe Efsaneleri” kör sıralaması başlıyor!

Continue reading “Emirhan Yılmaz ile Kör Sıralama: Fenerbahçe Efsaneleri” →

RESİM

İş güç, falan filan derken ne planlanan, yarım yamalak kalan yazılara zaman kaldı ne de sözü verilen söyleşilere mesai harcamaya… İllâ olur, illâ yapılır, iş değil… Ama bende ya da sizde şu etkiyi yaratır mı artık benim yaptığım herhangi bir şey, bilmem. Çünkü ben gördüğüm an büyülendim her santiminden.

Velhasıl, ben unumu elemeye başlıyorum hafiften. Sahne onun artık.

Oğlum diye demi… Oğlum diye diyorum, iyi mi! İYİ Kİ!

Atlas Ali Dursun’un son resmine bakarken güzel bir şarkıya ihtiyacınız var. Hemen bulacağınızdan eminim.

E.D., Mayıs ’26

Şşş!|4 – Askıda sonbahar

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (dört)

Aslında Cesare Pavese’nin “Yaşama Uğraşı”nda, sonrasında ise Albert Camus’nün daha farklı bir anlatımla söylediği bir şey vardır: “Tek başına mutlu olmak utanılacak bir şeydir.” Camus aynı zamanda “Sisifos Söyleni”nde ölümü geciktirme uğraşını absürd bir çaba olarak nitelendiriyordu. 

(“Yaşamak” ve “yaşlanmak” konusunda bazı noktalara gelmeden önce, muhtemel bir yanlış anlamayı ortadan kaldırarak devam edeyim.) 

Continue reading “Şşş!|4 – Askıda sonbahar” →

Şşş!|3 – Kırkıncı Kapı

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (üç)

Başlıktan işkillenmeyenleri de bizzat uyarayım en baştan: Ben zaten bu sayıyı en çok da kendime hazırladım. Bakmayın “kırkıncı kapı” yazdığına, gitgide zayıflayan hafızama rağmen samimiyetle sayabildiğim kadarıyla, içinde bir süre barındığım tam elli üç kapı aralamışım bugüne kadar. (Ekistıralar hariçtir.) Halen göçebe olduğuma bakılırsa tam da yerleşememişim demektir ama… Olsun! Ben zaten…

Velhasıl dostlar, bu “playlist” kırkıncı kapıya değil, kırkıncı yaşın kapısına… Şey demek için biraz da: “‘İyi ki’ mi bilmem ama iyi bile geldin lan Emre, aferin sana!”

Continue reading “Şşş!|3 – Kırkıncı Kapı” →

Şşş!|2 – “Ya sevmeli, ya öldürmeli”

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (iki)

Onu bir şairden, sadece güfte olarak değil, beste olarak yazdıklarını ve dahi yorumlarını da şiirden ayırmak büyük bir haksızlık ve sorumsuzluk olur. Hem zaten, “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi” bittikten sonra bu seri yine devam edecek olursa onu tekrar tekrar ağırlayacağımız aşikârdır. Bu yılın Temmuz ayında 71. yaşını kutladı Sezen Aksu ama ben onun yaşını ilk kırkbeşliğini çıkardığı yıldan, 1975’ten başlatacağım. Onu o güne taşıyan yıllara saygısızlık değil bu, bilâkis, o yılları, adeta yeniden doğmak için ilmek ilmek örmesine duyduğum saygıdan.

Continue reading “Şşş!|2 – “Ya sevmeli, ya öldürmeli”” →

Şşş!|1 – Haziran’da “lüküs” zor! 

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (bir)

Ruhun gıdası mıdır, anoreksiyası mı bilinmez ama müzik hayatımızda olmasa bırakın eksik kalmayı, tükenip gidebilirdik bile. Pandalar gibi can sıkıntısından sürekli yuvarlanıp durur, damlardan tepelerden düşerdik. Edebiyat olmasa, kesinlikle tükenirdik! Bu iki muazzam sanatın buluştuğu pek çok yer var: Müzikal film ya da oyunlar, operalar ve gündelik hayatımıza daha sık sızan şarkılar. 

Continue reading “Şşş!|1 – Haziran’da “lüküs” zor! “ →