Şşş!|1 – Haziran’da “lüküs” zor! 

ŞİİRLİ ŞARKILAR ŞEMSİYESİ (bir)

Ruhun gıdası mıdır, anoreksiyası mı bilinmez ama müzik hayatımızda olmasa bırakın eksik kalmayı, tükenip gidebilirdik bile. Pandalar gibi can sıkıntısından sürekli yuvarlanıp durur, damlardan tepelerden düşerdik. Edebiyat olmasa, kesinlikle tükenirdik! Bu iki muazzam sanatın buluştuğu pek çok yer var: Müzikal film ya da oyunlar, operalar ve gündelik hayatımıza daha sık sızan şarkılar. 

Continue reading “Şşş!|1 – Haziran’da “lüküs” zor! “ →

Şiirli Şarkılar Şemsiyesi

Önce anneannem ölmüş, sonra Hrant Dink öldürülmüştü. İlkinde tam üç gün sustum, ikincide eskisinden de fazla konuşmaya karar verdim ve 27 Nisan 2007’de Kronik Muhalif internet sitesini kurdum.

Bu site kurulmadan önce, anneannemin ve Hrant’ın birbirini takip eden vefatlarından ise sonra, üç-dört ay kadar oluşturduğum bir “mail grubuna” günlük, haftalık ve aylık yazılar göndermiştim. Bu grup, yaklaşık yirmi kişiyle başlayıp sonunda iki yüz kişilik bir katılımcı sayısına erişmişti. Aynı dönemde Radikal gazetesinin yayınladığı Radikal Genç dergisine yazıyor ve buraya yazan diğer gençleri de dikkatle izliyordum. 

Bir gün, Radikal Genç, tiraj ve maliyet gerekçeleriyle kapanacağı duyurusunu yaptı ve tam da o gün, tüm sayıları önüme alıp bütün yazıları tekrar okudum. Gözüme kestirdiğim her yazara özel olarak “mail” attım ve test yayınını “kendi imkânlarımla” başlattığım siteye katkıda bulunmaları için bir çağrı yaptım. Beş kişiye yazdıysam, beşi de “evet” dedi ve Kronik Muhalif’in serüveni böyle başladı.

Continue reading “Şiirli Şarkılar Şemsiyesi” →

Bahar Topçu: Neyse ki herkes feminist olacak bir gün


Bunu kendisine bizzat söylediğim için, burada paylaşmakta da bir sakınca görmüyorum: Bahar Topçu, hayatım boyunca beni hiç şaşırtmamış insanlardan biri. Ama bu sıradan bir sürprizsizlik demek değil, heyecan verici bir tutarlılık ve istikrar demek.

Tanıştığımızda ikimiz de yirmili yaşların ortalarında, hayli tutkulu gençlerdik. Birlikte yazılar yazdık, söyleşiler yaptık, röportajlar verdik, tartışmalara giriştik, baş başa ya da bir kitle ile uzun yürüyüşlere çıktık, eylemlere katıldık… Hem bir yüksek lisans (Munise Nur Aktan, Galatarasay Üniversitesi, Türkiye) hem de doktora (Pınar Gürleyen, Simon Fraser Üniversitesi, Kanada) tezine girmiş Kronik Muhalif internet sitesine birlikte hayat verdik.

Bahar, bizim merceğimizdi. Güncel politik tartışmaların yer aldığı yayınları, teorik okumalarla da destekleyerek takip edip inceler, onlar üzerine son derece özenli, uzun ömürlü, seri ya da tekil yazılar yazar ve bizi her zaman daha fazlasını, daha başkasını düşünmeye sevk ederdi.

Yeşiller hareketine çok erken yaşlarda katıldı ve bu alanda hem fiziksel hem de zihinsel olarak büyük mesai harcadı. Bununla birlikte feminizm ve LGBTI+Queer mücadeleye de aynı ölçüde emek verdi.

Continue reading “Bahar Topçu: Neyse ki herkes feminist olacak bir gün” →

Maden karşıtı direnişlerde göçebe öznelliklerin Türkiye’den bir kartografisi 

Bahar Topçu‘nun, Yeni İnsan Yayınları‘ndan çıkan ve Ece Baykal Fide tarafından derlenen
 “Ekoloji ve İklim Krizi İletişiminde Adaletin İnşası” kitabında yer alan, “Maden Karşıtı Direnişlerde Göçebe Öznelliklerin Türkiye’den Bir Kartografisi” başlıklı makalesi.

Bu makale, Emre Dursun’un Bahar Topçu ile yaptığı söyleşinin merkezini oluşturduğu için, Yeni İnsan Yayınları’nın ve makale yazarının yazılı izniyle ve referans amacıyla bu sayfada yayınlanmaktadır. Bunun dışında, yazar ve yayınevinin izni olmaksızın başka bir mecrada yayınlanamaz ya da çoğaltılamaz.

Yeni İnsan Yayınları‘na ve Bahar Topçu‘ya sonsuz teşekkürler…

BAHAR TOPÇU SÖYLEŞİSİ: https://www.haftalik.net/neyse-ki-herkes-feminist-olacak-bir-gun/

Continue reading “Maden karşıtı direnişlerde göçebe öznelliklerin Türkiye’den bir kartografisi “ →

Hamit Yayar: Ardı çatlamış incir de ev mefhumuna dahil

6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan korkunç depremin en yoğun etkilediği kentlerimizden biri olan Hatay’da, Reyhanlı’da dünyaya gelmiş Hamit. Reyhanlılı bir Arap. Ailesinin çiftçi olması sebebiyle çocukluğundan itibaren bağ, bahçe, tarla işleriyle meşgul olmuş. Lisenin birinci sınıfını bitirdikten sonra Kıbrıs’a gidip inşaatlarda çalışarak okul harçlığını çıkarmış. Lise sonrası otomotiv üzerine öğrenim görmek üzere üniversiteye kayıt yaptırdıysa da ekonomik nedenlerle sürdüremeyeceğini anlayarak okul hayatını sonlandırmış.

Sonrasında yine ekmek kavgası… Askerlik öncesinde ve sonrasında başta mevsimlik işler olmak üzere birçok yerde işçi olarak çalışmış. Bir dönem Mersin’de bir arkadaşının restoranının işletmesini üstlenmiş. 2012 yılında da “Aile Birleşimi Vizesi” ile Almanya’ya gitmiş. Başlarda orada da ayırmaksızın çeşitli işlerde çalışmış. 2015 yılından beri ise, arabaların iç metalik aksamlarını üreten bir firmada işçi.

Sınıf mücadelesine yürekten bağlı bir işçi-göçmen olarak hem Türkiye hem de Almanya’da başka göçmenlerin yaşamlarını, sosyal alışkanlıklarını, gelir düzeylerini, çalışma koşullarını, kimlik arayışlarını ve aslında hemen her şeylerini yakından gözlemlemiş ve bunlar üzerine kafa yormuş, bu alanlarda mücadele yürütmüş biri Hamit Yayar. Deneyimleri ve gözlemleri çok önemli…

Continue reading “Hamit Yayar: Ardı çatlamış incir de ev mefhumuna dahil” →

Deniz Ağraz: Varsa bir borcum, Avustralya’ya değil, Aborjinlere

Göçmenlik deneyimi çoğunlukla bir çelişkiler yumağıdır. Bir yanda özlem, bir yanda uyum sağlama çabası. Bir yanda, ne kadar çarpıcı olsa da yaşanmış olan geçmişin sıcaklığı, diğer yanda geleceğin belirsizliği… “Göçmen”, bu ikilemler arasında sıkışıp kalmış bir yolcudur. Eğer varsa kimliği de bu ağır yükü olup çıkar… Çünkü kimlik sadece bir pasaport ya da vatandaşlık belgesi değildir; o, insanın insan olarak içinde taşıdığı bir hikâyedir. Göçmenlik zaman zaman kimliği parçalara ayırır. Bir yanda “oradan” olmanın getirdiği aidiyet, diğer yanda “burada” olmanın dayattığı yabancılık. Göçmen, bu iki dünya arasında gidip gelirken, kendini ne tam burada ne de tam orada hisseder.

Öyle ya da böyle, bir yandan özgürleştirici, diğer yandan yalnızlaştırıcı bir halin içerisinde seyreder göçmen ve kendi kimliğini yeniden inşa etmek zorunda kalır. Peki, bu inşa sürecinde neler kaybolur, neler kazanılır? Bunları da konuşalım…

Türk asıllı Avustralyalı Deniz Ağraz’la konuştuk. Deniz, yıllardır Avustralya’da yaşayan bir göçmen. “Göçmenlik ve kimlik” üzerine orada çalışmalar yürüten bir yazar ve öğretmen. 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye’de yaşanan depremlerin ardından Avustralyalı göçmenlerle yaptığı etkinliklerden elde ettiği gelirleri depremzede ailelere bağışlamış. Filistin meselesinde de kendi ülkelerinde “göçmen” haline getirilmiş Aborjin’lerin mücadelesinde de bir Türkiyeli göçmen olarak Avustralya’daki göçmen siyaseti konusunda da sorumlu hissediyor kendini.

Continue reading “Deniz Ağraz: Varsa bir borcum, Avustralya’ya değil, Aborjinlere” →

Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…


Dil… Varlığıyla, yokluğuyla, yarasıyla bizi biz yapan şeylerden biri neresinden baksak. Hiç azımsamayın, çünkü çoğunlukla en önemlisi. Anadili için, o dili yaşamlarının her alanında özgürce kullanabilmek için mücadele veren bir dostumdan içime işleyen bir şey duymuştum bir gün. “Anadil bir organdır!” demişti. Etkileyiciydi, evet ama henüz benim açımdan bir tecrübe imbiğinden süzülmemişti. Dilini bilmediğim bir yerde uzun süre yaşayınca daha net anladım bunu. Ellerim yokmuş gibi hissetmiştim çünkü… Gözlerim, kulaklarım, ayaklarım…

Continue reading “Demet İskeçeli: Dili yanlış kullanırsan kıyamet kopmaz ama…” →

Herkes

#Arşiv

Karşılaştığımız yeri hatırlamıyorum ama onu ilk gördüğümde korkmaktan çok iğrendiğimi; galiba bir de kendime pek yakıştıramadığım için gizli gizli imrendiğimi biliyorum. Gücü beni büyülemişti. Aslında, sahip olduğu başka bir özelliği bulunmadığı için, başkalarını da gücüyle büyüleyip hatta uyuşturup etkisi altına aldığını da biliyordum.

Continue reading “Herkes” →